30 Eylül 2025 Salı

İŞTE ÇETE, İŞTE İPUÇLARI

İngiltere "Premier League" sponsoru Barclays Bank; bu bankayı hatırlayanınız var mı? Hatırlıyorsanız da, nereden?

"Balık Hafızası" yine devrede değil mi?

Ama ne yapabilirsiniz ki?

Bu hayat şartları altında, dün ne yediğinizi hatırlamanız dahi zorken, hatta neredeyse imkansızken 03 KASIM 1996 günü meydana gelen kaza sonucunda ortaya dökülen pislikleri nereden hatırlayasınız ki? "Komplo Teorisyeni" diye suçlanan insanlar da olmasa acaba halimiz ne olurdu?

· O kazadan sonra ÇATLI'nın üzerinden çıkan VISA Kredi Kartı "BARCLAYS BANK"a aitti.

· KKTC'den İngiltere'ye kaçıp, oradan da GKRY'ne geçen ve öldürülen GÜZELYURTLU'nun üzerinden çıkan VISA Kredi Kartı da "BARCLAYS BANK'a aitti.

· Merhum Dr. Fazıl KÜÇÜK'ü Kıbrıs tarihinden kazımaya çalışan HAMLET LOCASI üyesi zat-ı muhteremin bir VISA Kredi Kartı da "BARCLAYS BANK'a aittir.

· PENTAGON tarafından Fener Rum Başpapazı RTE'nin ve Fettoş'un sevgilisi BARTHOLOMEOS'a gönderilen 12 milyon USD da BARCLAYS BANK üzerinden kendisine ulaştırılmıştı.

· Eski bir Genel Müdür olan malum vekil ve ona bağlı İngiltere Lobisi'nin ceplerinde de BARCLAYS BANK VISA Kredi Kartları var, aylık harcamalarının ödemeleri de GKRY'deki bir Rum Bankası üzerinden yapılıyor.

· Mehmet Ali AĞCA'nın şahsi hesaplarından biri de BARCLAYS BANK'ta bulunuyordu.

· Son Milletvekili Genel Seçimleri'nde bağımsız olarak seçilenlerden birinin cebinde de BARCLAYS BANK VISA kartı var. Bu kart ona STASİ (Doğu Almanya İstihbarat Örgütü) tarafından verilmişti.

· Susurluk Kazası(!)'nın Bolu Varan Tesisleri'nde planlaması esnasında masanın hesabı da BARCLAYS BANK Kredi Kartı ile ödenmişti.

· Merhum Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL'ın öldürülmesindeki mimar da BARCLAYS BANK VISA Kredi Kartı kullanıyor. Ona da bu kart "Roma Kulübü" vasıtasıyla verilmişti.

· 1995 seçimlerinde TBMM'ne giren bir milletvekilinin (meşhur sendikacı) cebinde de BARCLAYS BANK Kredi Kartı vardı ki hala kullanımda. Bu kart ona da STASİ tarafından verilmişti.

· Meşhur edilen "Temizeller Savcısı" Di PİETRO da BARCLAYS BANK Kredi Kartı kullanıyordu, halen de kullanmakta.

· Propaganda Due yani Türkiye'de bilinen ismi ile P2 Mason Locası'nın yakalanan, yargılanan, yargılanmayan bütün üyelerinde de BARCLAYS BANK Kredi Kartı kullanımı tesadüfen (!) ortak nokta. "Eeee, ne olacak. Nereye varmak istiyorsun?" diye soranları görür gibi oluyorum.

Rahip Santaro cinayetinin, Hrant DİNK'ın kahpece katledilmesinin finansmanı, Akdeniz Üniversitesi'ni karıştıran olayın finansmanı için kullanılan paranın kaynağını ve transfer istasyonu iyi araştırıldığı taktirde işin içinden yine BARCLAYS BANK çıkabilir.

12 OCAK 2006'da yanlışlıkla (!) tahliye edilen Mehmet Ali AĞCA'ya masrafları için emaneten verilen Kredi Kartının BARCLAYS BANK'a ait olması gibi

OPERASYONLAR

Akdeniz Üniversitesi'nde yapılan provokasyonun da, Hrant DİNK suikastınında, Rahip Santaro cinayetinin de, bundan sonra gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel pek çok operasyonun da kökleri 12 OCAK 2006'daki o yanlış tahliyeye dayanmaktadır. O günkü siyasi tablo şu şekildeydi.


SİYASİ PARTİ

SON AKP ANKETİ

2002 SEÇİM SONUÇLARI

FARK

AKP

27,34

34,43

- 7,09

MHP

15,46

8,35

7,11

DYP

14,16

9,54

4,62

CHP

13,18

19,41

- 6,23

DTP

6,85

6,14

0,71

ANAP

6,23

5,11

1,12

DSP

4,31

1,22

3,09

SP

2,53

2,49

0,04

BTP

1,51

0,48

1,03

BBP

1,41

1,02

0,39

İP

1,08

0,51

0,57

ÖDP

1,11

0,34

0,77

GP

1,32

7,25

- 5,93

TKP

0,51

0,19

0,32

SHP

0,47

0

0,47

DİĞER

2,53

3,52

- 0,99

 

 

 

 

İsterseniz daha fazla bir şey söylemeyelim ve yukarıdaki kamuoyu araştırmasının AĞCA'nın yanlışlıkla tahliyesi öncesinde yapılan en ciddi araştırmalardan biri olduğunu belirtelim.

Son noktayı koymadan önce, 09 ŞUBAT 1998 tarihinde PAPA II Jean Paul ile görüşen malum ekibin masraflarının genelinin de BARCLAYS BANK VISA Kredi Kartı ile ödendiğini yazalım. 

İşte sizlere ÇETE... 

Yüreğiniz yetiyorsa bu ÇETE'yi deşifre edin, bu ÇETE'nin üzerine gidin. Bütün kayıtları eski bir Adalet Bakanı'nın danışmanına ait kasada ve bilgisayarda bulabilirsiniz. 

Eski yazılarımızı okuyanlar, bütün bu melanetlere ait öngörülerimizi geçmişte dile getirdiğimizi görecektir. Ama sakalımız yok ki... 

AKP'ye karşıtmış gibi görünüp de onların değirmenine su taşıyan nesepsizlerden de değiliz ya.. 

Kim takar bizi

 

Cem Asım YAREN

 

29 Eylül 2025 Pazartesi

                                            TURP HİKAYESİ VE GELECEK 

Bir zamanlar Süleyman DEMİREL bir TV programında anlatacaklarına zaman yetmeyince program sonunda gazetecilere bir hikaye anlatmıştı. “Turbun büyüğü heybede”

NTV’de bir programda Muhalefet Lideri Süleyman DEMİREL canlı yayında konuşuyordu ancak vakit kısıtlıydı ve DEMİREL’in anlatacağı çok şey vardı, onları anlatamadı. Canı sıkıldı ve gazetecilere şu hikayeyi anlatmıştı.

“Adam, Aydın pazarına turp getirmiş, bir köşede satıyor. Fakat turplar yamuk ve küçük...

Müşteri gelip bakıyor, bakıyor, içine sinmiyor. Eliyle turpu tartıyor, almıyor, bırakıyor. Müşteri turp almadan arkasını dönüp giderken köylü sesleniyor. “Turpun büyüğü heybede, turpun büyüğü heybede..” DEMİREL bu hikayeyi anlattıktan sonra gazetecilere: “Heybemde daha çok turp var. Bu heybeye bir program yetmez.”

Geçen sene başında Davos’ta yaşanan “One minute” şovunu, o günden beri düşünüyorum. 20 Ekim 2009’da Habur’da yaşanan rezilliği de düşünüyorum ve diğer gelişmeleri inceliyorum yine o günden beri. İki olayı birbiri ile bağlıyorum, yorumluyorum ve ortaya rezilliğin zirvesi çıkıveriyor. Aşırı şüphecilik mi, öngörü mü diye soruyorum kendi kendime. Nihayetinde Polatlı tren istasyonunda örnek bir devlet adamı ile görüştüm. -Büyüğümüz, her daim olduğu gibi devletine sadakatle ve beyninin son hücresine kadar hizmet edenlerden biri olarak adeta sefaklet içinde yaşamını sürdürüyor.- Çok önemli konulardan söz etti, kafamdaki sorular birbiri ardına cevaplarını almaya başladılar.  

Aklımdan geçenleri yazıya döküyor döküyor siliyorum. Çünkü yazacak o kadar çok şey var ki... Dahası bir de tarihe not düşülmesi gereken hususlar da beynimde...

Belki yazdıklarımdan hatırlarsınız, Anayurt Gazetesi’ndeki yazılarım 2007 Genel Seçimleri gecesi saat 23.30 civarı uzun bir yaratık  tarafından patronumuz Naci ALAN Bey aranarak sonlandırılmıştı.

Uzun yaratık o gece Naci Bey’e “Ya bu adama yazı yazdırmayın ya da siz bilirsiniz !” demiş. Sonra, ben yazılarıma son verdim. İnternet ortamında yazmaya başladım. Peki, uzun yaratığın benimle şahsen uğraşmasının ardındaki neden neydi? Bir yazımda seçimlerle ilgili olarak karşılığı olmadan yaratılan Vatandaşlık Numaraları ile düzenlenen kalp kimlik kartları, ikamet adresleri ile “özel kişilere” sahte oy kullandırıldığından söz etmiştim. Bu sayı 2007 Milletvekili Genel Seçimlerinden bir gün önce 4.373.557. İlk olarak konuyu gündeme getirdiğimde bu sayı 2.254.500’dü. Kısaca AKP, 2007 milletvekili genel seçimlerinde minimum 4.370.000 sahte oy kullandırmıştı. (Sürekli ama aceleye getirmeden bir beyin bu süreci sürüklüyor.)  

                                            TURP HİKAYESİ 2NCİ KISIM

Bulunduğum yer Bolu dağlarında, kuş uçmaz kervan geçmez bir yer. Ankara’dan Bolu’ya gelirken kadim dostum Marika’nın tavsiyesi üzerine Ankara-Polatlı-Eskişehir-Bilecik-Düzce-Bolu rotasını kullanmıştım. Bir rüyasından söz etmişti güzergah üzerinde uğradığımda Marika bana “Dikkatli ol, izleniyorsun, senin peşindeler.”demişti. Acaba neden diye sorduğumda ise “Sayılarla oynuyorsun, bam tellerine basıyorsun, çıkan ses pek çok sağırı bile uyandırıyor, ondan olsa gerek.” diye cevap vermişti.

Şimdi bulunduğum yere yakın özel, doğal ama emniyetli bir posta kutum var, bu yazıyı da -eğer bitirirsem- oraya bırakacağım. Orada, Anayurt Gazetesi için yazdığım ama Naci ALAN Bey’in yayınlanmasına izin vermediği daha doğrusu veremediği bazı önemli yazılarım da var. Elbet bir gün o mahfuz yer de bulunacaktır. Benim görevim, bildiklerimi, öğrendiklerimi, bana anlatılıp da teyidini aldıklarımı yazmak ve kamuoyuna ulaşabilmesi için gayret sarfetmek.

Bu seçim sonuçları ve seçim hileleri göstermiştir ki çok önemli gelişmeler olacak, hem de mümkün olan en kısa zamanda. Bir dostumun bana aktardığı bir husus, anekdot vardı. Ülkenin en tepesinde yer alan bir zat bir gün çok zor durumda kalır ve bunalır. Öylesine bunalır ki bir kaç kişinin arasında -ki biri de bana aktaran kişi- der ki “Bende bizim hatun ve bizim kız olmasaydı, beni bu devlette kapıcı bile yapmazlardı.” İşaret ettiği husus şuydu devlet organizasyonunda görünür-icracı bir yere gelebilmek için dosyan olmak zorundadır. Bu dosyada da kirli dosyalar olmalıdır. Bunun istisnaları elbette vardır, olmalıdır da ama onlar da kısa sürede “Yol temizliği” ile ortadan kaldırılır.  Size bu yazımda söz edeceğim gelişmelerde de “dosyalılar” kullanılacak.

İngiliz İstihbaratı tarafından açıklanan Türkiye ile ilgili GİZLİ dosyalar arasında “üç” dosya boştur. Çünkü, açıklanması halinde halen görevde olan ve/veya görevde olmasa da el verdikleri görevde olanların açığa çıkması muhtemeldir. Eldeki verilere göre bu üç “X” elemanın kimler olduğunu tahmin edebilmek çok kolay olmasa da aslında “Faili Meçhul” cinayetlerin failleri bilinmesine rağmen meçhulleştirildiği gibi hemen hepimizin gözleri önünde olsalar gerekir:

Biri kleranslı bir İngiliz Ajanı ki bu kişiyi Kraliçe madalya “İhsanı” ile açıkladı diyebilirim.

Diğeri, oldukça milliyetçi gibi görünen, bir zamanlar Türkçü, sonra Türkçü-İslamcı ve nihayetinde sentezci olan biri. Ki bu ülkenin insanları onun geride bıraktığı yumurtalardan çıkmış, çıkacak ajanlar ile çok uğraşacak.

Üçüncüsü ise din kisvesi altında teşkilatlanan İranda’ki Bahailerden örnek alarak büyük oranda kamu yönetimi başta olmak üzere ülkenin sinir uçlarına ekiplerini yerleştiren salya-sümük efendi.

Tabiidir ki bu seçme elamanları kullanmak da oldukça zordur. Bunlar yetiştirilme aşamalarındaki eğitimleri nedeniyle “garanti” görmeden işlem yapmazlar. Öyleyse daha kullanışlı, IQ seviyesi düşük, takvim yaprağı dahi okumayan, ancak muteber bir Müslüman gibi görünen bir başkasının da ülkenin başına tebelleş edilmesi ve desteklenmesi gerekmekte. Anayurt Gazetesi’nde yayınladığımız “Pentagon’dan sızdırılan kozmik belge”de de işaret edilen biri. “Ezakhiel”in İsrail Başkonsolosluğundaki Alon Liel’e gönderdiği küçük notta belirttiği o kişi “IQ seviyesi 73-77 arası. İhtiraslı. Kullanılabilir.” 

Bundan sonraki planlar neler olabilir?

Türkiye bu güne kadar yaşadığı tüm ekonomik sıkıntıları, darboğazları -nüfusun yüzde 70’ini oluşturan- dar ve orta gelirliler ile köyler arasında kurulan destek zinciri ile çok büyük acılar yaşamadan atlatabilmişti. Bu “destek” analiz edildi ve seçilmiş yöneticilere şu talimat verildi. Köyleri boşaltın, tarım ve hayvancılığı iğdiş edin.!” Bu talimat 1997’deki 28 Şubat kararlarında tam güçlü olarak yaşama geçirildi: “Taşımalı eğitim sistemi Kısaca bundan böyle seçilmiş-atanmış yöneticiler gıda alanında ciddi darboğazlar yaşatacak, fiyatlar akıllara durgunluk verecek şekilde artacak, gıda olsa bile almak imkansızlaşacak. Dar ve orta gelirli kesimin ulaştığı gıdalar ise tarımsal kimyasallar, ilaçlar ile kitleleri mahvedecek kadar kirli olacak. Özellikle hamile kadınlar, bebekler ve çocuklar yeterli gıdayı alamadıklarından beyin gelişmeleri olmayacak ve neslin tamamı miskinleştirilerek, koflaştırılacak, moronlaştırılacak.

İnançlı ve/veya dindar kesim, “günah, şirk, isyan” gibi kavramlarla adeta birer robot haline getirilecek. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu babaları, kurucu iradesi ve kuruluş felsefesi sapkın dini uydurmalar ve pompalamalarla hedefe oturtulacak, milli benlik tarumar edilecek. Milli benliğin ve iradenin  yerine ümmetçilik güçlendirilecek. Anadolu’nun kendine has milli ve dini yaşantısı bitirilerek Emevi İslamı ve Arap kültürü topluma yerleştirilecek.

İktidar ve muhalefetteki güçler aynı menbaadan beslenerek, kişisel hırs ve beklentiler ülkenin ve milletin bekasının önüne geçirilecek. Makam ve menfaat için kişilerin günah galerileri deşilerek boyunlarına tasma takılacak. Gelecek nesiller de idealist, namuslu, onurlu, haram-helal bilen ebeveynlerinle dalga geçecek, onları aşağılayacak hale gelecek.

Milli Eğitim hem milli olmaktan hem de eğitim olmaktan çıkarılacak, pozitif bilimler terkedilerek sapkın dini motiflerle bezenmiş bir müfreadata geçilecek. Ki gelecekteki gençlik eğitimli ve donanımlı olmasın. Yeni nesiller kula kulluk etmeye devam etsin, birey olamasın, edilgen ve onursuz birer yaratık olsun.

Eğitim, yargı, güvenlik, maliye gibi devlet organizasyonunun esas alanlarında görev yapanların maaşları ve hakedişleri kasıtlı olarak genel ekonomik artışlar dikkate alınmaksızın düşürülecek; ki ev ve çevre baskısıyla kişiler kendini pazarlar hale gelebilsinler. Kendini daha iyi pazarlayanlar, terfi ettirilerek onursuzluk ve haramzadelik yaygınlaştırılacak.

Halkın, bu güne kadar belli kesimlere kasten pompalanarak -asker, polis, hakim-savcı,doktor- duyduğu kin ve nefretin  önünü açacak uygulamalar yapılacak ve bu kesimler cahil azgınların pislik arenasına yem/av olarak atılarak intikam duyguları beslenecek ve büyütülecek. Kanunsuzluk, şiddet, ahlaksızlık ödüllendirilerek toplum sosyal çürümeye doğru sürüklenecek.

Ülkenin bütün kaynakları, Küresel Çete’nin işbirlikçileri ve bu işbirlikçilere hizmet edecek unsurlarına yağmalattırılacak. Ülkenin bütün maddi ve manevi güçleri-kaynakları hortumlanacak, alt ve orta kesimin serveti/varlığı, bu ahlaksızların da aralarında bulunduğu varlıklı kesime aktarılacak. Sosyo-ekonomik sınıflar arasında uçurum yaratılarak ülke yönetimine sahip güçlerin sadaka kültürünün insafına terk edilecek.

Ve daha pek çok melanet... Fazlası var eksiği yok Roma İmparatoru; Calligula dönemi gibi...

Şimdilik bu kadar ile giriş yapalım ve sonrasında başka konuları da aktaralım. Bu yazdıklarımdan da hoşlanmayacaklar olacak ama bizlerin görevi onların hoşuna gidecek şeyleri yazmaktan çok kamuoyunu uyandıracak, düşündürecek ve kendince tedbir almasını sağlayacak konuları gündeme getirmek, bedeli ne olursa olsun. 03 OCAK 2010

 

Cem Asım YAREN

 

                                                  KORKULARLA HÜKMETMEK VE KORKULARI KÖRÜKLEMEK -V-   Marika Demir Notu: Cem , her demde ve d...