BU ÜLKENİN, BU MİLLETİN TÜM DEĞERLERİNİ, TÜM BAĞLARINI, TÜM
KUTSALLARINI YERLE BİR ETMEK İÇİN İKTİDAR HAVUCU
Marika Demir Notu: Bu yazı da yayınlatılmayan yazılardan. Yazının altında bir de not var Cem’den. “Bugünlerde gazeteye biri dadanmış, Merhum Muhsin YAZICIOĞLU'nun çok yakınında olduğunu, meşhur “Bir numara” ile irtibatı olduğunu iddia eden bir avukat. “Kelin merhemi olsa...” Madem bir numaraya yakınsın öyleyse Muhsin Yazıcıoğlu’na yönelik suikast planlamasına neden engel olamadın?” Güdük telkinler sonucu gazete yönetimi, dava açılabileceği endişesiyle bu yazıyı yayınlamamış.
Bir siyasi irade ülkesinin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı saldırıya geçtiyse ve yanına bir de bir cemaati alarak bu süreci başlatmışsa o siyasi irade bu ülke, bu millet, bu vatan için değil; onu oraya getirenlerin emirlerini yerine getirecek “hizmetler” yapacaktır.
12 EYLÜL darbesi, 28 ŞUBAT müdahalesi ATATÜRKÇÜ olduğunu iddia eden ancak aslında KÜRESEL ÇETE’nin ve KÜRESEL EŞKIYA’nın emrinde olanların hakim oldukları süreçlerdir. AKP’yi Türkiye’nin başına musallat eden de bu ekiplerin “kutsal” çabalarıdır.
12 Eylül’ü bırakalım bir kenara, yaptıkları her şey “Yeşil kuşak”ı geliştirmek içindi. Tam anlamı ile “millilik” adı altında ihanet. 28 Şubat kararlarından aksaksız uygulanan hangisi? Düşünün. “Taşımalı eğitim sistemi.” Bu, köylerin öğretmenlerden arındırılıp köy imamlarına teslimi sürecidir. Bu karar, Türkiye’de köyleri boşaltıp, köylüleri şehirlerde “sermaye” yapma çabasıdır. Köylerin boşaltılması ile ekonomik operasyonlarla ülkenin dirençsizleştirilmesi operasyonudur. Doğum oranlarını, ölüm oranlarının altına çekme, kahpeliğidir. Çocukların zeka ve fiziki gelişimini durdurmaktır. Gıda enflasyonunu bütün enflasyonlar üzerine çıkarma, ülke insanlarının en az yüzde seksenini bir dilim ekmeğe muhtaç etme “mücadelesi”dir. Ve 28 Şubat sonrası ülkenin başına tebelleş edilen siyasi yapı bu gayretleri, “dindarlık” martavalı ile yasalaştırılmasını ve kurumsallaştırılmasını sağlamak üzere getirilmiştir.
GÜÇ ZEHİRLENMESİ VE İÇ ÇATIŞMA
Küresel Çete ve Küresel Eşkıya birlikteliği ile iktidara taşınan yapı, öylesine işler yapıyor ki...
Anlaşılan o ki muhalefet de Küresel Çete ve Küresel Eşkıya’nın güdümünde hareket ediyor.
Her şey daha fazla demokrasi, insan hakları perdelemeleri ile yürürlüğe konuluyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yürütülen çökertme ve ayıklama operasyonları, yıllardır uzaktan kumandalı medyanın dolduruşları ile büyüyüp gelişen “Asker Düşmanlığı” ile hız kazanıyor. “Ana Muhalefet” ve diğer muhalefet partisi olan biteni seyretmekle meşgul. Arada sırada kontrol dışına çıkan daha doğrusu halk tabiri ile “vitesten atan” CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL, “uçkur davası” nedeniyle istifa ettiriliyor. Sanki yaşananlar sadece o dönemde yaşanmış ve bu konuda ellerinde başka görüntü yokmuş gibi bir hava içinde bu olay kamuoyunun belden aşağı takıntısı ile güçlendirilip gündeme taşınıyor.
Demek ki CHP’nin başına daha kullanışlı birinin/birilerinin gelmesi gerekiyor. Bu değişikliğin sadece Genel Başkan ile sınırlı kalmayacağını söylemek de müneccimlik olmasa gerek.
Küresel Çete ve Küresel Eşkıya birlikteliği ana muhalefette bu operasyonu yaptıysa iktidardaki parti daha da güçlenecek ve hatta “Demokrasi”yi dahi çuvala tıkabilecek hale gelebilecektir. Şu andan itibaren Türkiye’nin “totaliter”leşme süreci son aşamaya getirilmiş demektir. Böylece bundan sonra iktidardaki siyasi ekip için daha da güçlenmenin, bu da “Güç zehirlenmesi”nin yolunu açacaktır. “Siyasi güç” kişileri kendine hızla çeken şiddetli bir yangın gibidir ve bu aşamadan sonra “güçlenmek” isteyenlerle birlikte “fişleme” zahmeti de ortadan kalkacaktır. “Fişlenmekten” korkmamak süreci 2007 Milletvekili Genel Seçimleri’nden sonra başlamıştı, bir yerlere talip olanlar kendi kirli dosyalarını kendileri hazırlayarak statü ve rollerini de belirtip iktidara verir olmuşlardı. Onursuzluk ve ilkesizlik artık bundan sonra “tercih” nedeni olacaktır. Yani “liyakat” bu ülkeden sürülecek yerine “itaat” hükümdar olacaktır. Ancak, bu sürecin bundan sonraki kısmında ilkesiz ve onursuz itaatkarları kullanmak isteyenler bilmelidir ki “beylik verilenler önce kendilerini bey yapanlara” saldırırlar.
TEMİZELLER Mİ YOKSA DAHA SEMİZ PİSLİKLER Mİ?
Moda tabiri ile İtalya’daki “Temizeller” operasyonunu gerçekten de bir arınma ve temizlenme operasyonu olarak kabul etmek mümkün değildir. Neden mi? İtalya’daki Mafya Örgütlenmesi şirazeden çıkmış ve yeni yeni mafya ekipleri piyasada at koşturmaya başlamıştır. Yeni yetme mafya gurupları, köklü mafya guruplarının canını sıkmaya başlayınca yeni mafya gurupları hakkında, eski mafya gurupları tarafından oluşturulan dosyalar savcılığa sızdırılıverir. Meşhur savcı da bu dosyaları kullanıp ”Temizeller” sanılan süreci başlatır ve sürdürür. Böylece eski mafya gurupları kaybettikleri güçleri ve mali kaynakları tekrar geri kazanırlar.
Benzeri bir operasyon bizde de İskenderun’da “Soğukoluk”ta yaşanmamış mıydı? Soğukoluk olayını kamuoyuna taşıyan başat medya şebekesine bu bilgileri iletenler yeni yetme “beyaz kadın tüccarları”ndan bıkan kaşar beyaz kadın tüccarları değil miydi?
Benzer bir süreç iktidara “totaliter” bir yapı ile sahip olanlar arasında da yaşanacaktır. Öncelikle, böyle bir sürecin yaşanma nedeni “tamamen duygusal” olacaktır, çünkü bu seçim yani “akçeli işler” “sonradan görmelerin” ilk tercihidir. Ardından kadrolaşmalar ile ilgili bir süreç yaşanacaktır; hem parti içinde hem de iktidara destek veren şebekeler ile. Bu tür hesaplaşmaların “zıkkımlanma” ve/veya “koltuk keyfi” sürdükçe önce üzeri örtülecek, ancak gelecek konusunda endişeler arttığında iç çatışmalara dönecektir. Çünkü, hırsızlar ve arsızlar birbirlerini ihbar ederek yeni güçler karşısında mevki ve mali seviye kaybetmeden hayatlarını sürdürmek ya da en azından “kodese” tıkılmadan yaşayabilmek için bir sürek avı başlatabilirler. Bu sürek avında öncelik kendi aleyhinde konuşma ihtimali olanların yani “beraber yürüdük biz bu yollarda” diyenlerin olacaktır. Kısaca “faili malum” olmasına rağmen “faili meçhule” yazılacak cinayetler işlenmeye başlayacaktır.
Bu yazıyı neden yazdığıma gelince, geleceğe ait plan yapmak isteyenleri hem uyarmak hem de bu “çukurları” nasıl tuzağa çekebileceklerini düşündürmek için. Sakın ola ki yanlış anlamayın, “derin devleti/çukur devleti” ya da şimdilerde yeni yeni pompalanan “kadim devleti” kastetmiyorum. Kastım Milli İstihbarat Teşkilatı’na gelinceye kadar adı-sanı bilinmeyen istihbarat ekipleri. Onlar talimatlarını “Kurucu irade”den alırlar, kevaşelerin yönettiği “süper güç” adı verilen çete gibi örgütlenmiş devletlerden, “güç”lerden değil. 16 Mayıs 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder