BUGÜN SURİYE, YARIN TÜRKİYE
Lübnan’da suikastler, cinayetler birbirini izliyor. Birleşmiş Milletler, Küresel Eşkıya’nın izinde. Soruşturmayı yürütenler ise seçilmiş reziller.
'SUİKASTLERİ' UYDURAMADIK, 'TOPLU MEZAR' VERELİM
HARİRİ Suikasti soruşturmasının artık 'suyu çıktı'. Bu soruşturmanın Suriye'nin işgali için bir bahane olduğunu artık herkes biliyor. ABD'nin ve yandaşları, gerçekler ortaya bir bir çıktıkça Suriye'yi suçlamak için başka yollar arıyor.
ABD'deki gazeteler bile '"Soruşturma çatlak verdi, su alıyor. Soruşturma SSCB'de yaşanan olayların romanına döndü.'" diye yorum yapıyor (08.12.2005-New York Times)
Kısaca, Suriye Arap Cumhuriyeti'ni sıkıştırmak üzere kurulan tezgah, 'çarşafa dolandı' ve Suriye Arap Cumhuriyeti'nin 'meydan okuması' haline dönüştü. Suriye diplomasisi aslında büyük bir zafer kazandı. Zaten ABD, hangi başarısını masada ve diplomasi yoluyla elde edebildi ki?!..
ABD kurduğu tuzağa kendisi düşünce, düşünmeye ve yeni yollar bulmaya çalışırken Lübnan'lı kuklaları, her geçen gün 'çamur at izi kalsın' yöntemine başvuruyor. Ancak, fark edemedikleri 'güneşin balçıkla sıvanamayacağı'.
Son yaşananlar, aslında katilleri de azmettiricileri de, tetikçileri de ortaya çıkardı. Faris KHAŞŞAN El Müstakbel TV'de (Gelecek) 'Hariri Suikasti'nde gerçekleri aramak adı altında bir program yapıyor. Gerçekleri aramak adına, bütün gerçekleri saptıran, manipüle eden bir içerikle seyircilere hitap ediyor. KHAŞŞAN; gazetecilik değil de, ABD'nin tetikçiliğini yapıyor. Aslında 'gazetecilik' ile 'onursuzluk' kelimeleri asla bir araya gelemeyecek iki kelime olmasına rağmen bu iki kelime Faris KHAŞŞAN'a çok yakışıyor.
HARİRİ Suikasti'nden hemen sonra Başkan Beşar ESAD:
"Olanların ve oynananların farkındayız. Ancak, biz de oynayacağız” derken, onlarca yıllık devlet tecrübesi olanlara adeta 'ders verir'cesine konuşuyordu.
HARİRİ Suikasti soruşturması, Viyana aşamasına kadar 'orta malı' gibiydi. Gizlilik ve sır yoktu. Bu soruşturmanın tabiatına da hukuka da aykırıydı. Soruşturma esnasında haddini bilmezler ve küstahlar; zaman zaman devletlerin 'egemenliği'ni bile tanımaz olmuşlardı. Özellikle MEHLİS, kendi namusu olan sırların ortaya dökülmesinden rahatsız bile değildi. Böylece, MEHLİS için 'namus', 'orta malı' olmakla bir hale geliyordu.
Allah'tan, Birleşmiş Milletler denen çadır tiyatrosunda veto hakkı olan ülkelerden biri olan Rusya, Suriye'ye bazı konularda güvence verdi de, Suriye 'tanıkları'nı Viyana'ya gönderdi. Aksi taktirde, Viyana safhası hiç yaşanmayabilirdi. Bu olay bile Birleşmiş Milletler'in artık, insanlara ve devletlere güven vermeyen bir 'Çadır Tiyatrosu' haline dönüştüğünün en büyük delili…
Bütün bunlar yaşanırken ABD'nin Beyrut Büyükelçisi, BEKAA'da bir çevre turuna çıkıyor, ardından da üzerine vazifeymiş gibi Detlev MEHLİS Lübnan'da BALIBEK civarını dolaşıyordu. Bu 'geziler'in (!) kokusu kısa sürede çıktı. Son olarak, emrinde oldukları tarafından ortadan kaldırılan zavallı köle Jibran TUVENİ, ölmeden önce kendisine yüklendiği şekilde konuşmaya başlamış; Lübnan'daki toplu mezarları gündeme getirmeye başladı. Toplu mezarlar hakkında da Birleşmiş Milletler tarafından bir soruşturma açılmasını istemişti. Hatta, daha soruşturma ve araştırma yapılmadan kararını da vermişti. '"Toplu mezarlar ile ilgili uluslar arası mahkeme kurulsun ve yargılama uluslar arası mahkemede yapılsın.'" Herhalde, Jibran TUVENİ'ye 'öldürüleceği', bu nedenle de toplu mezarlara katkısı nedeniyle 'yargılanamayacağı' malum oldu.
1976'da alevlenen Lübnan İç Savaşı'nda kayıp insan sayısı yaklaşık 400.000'dir. Lübnan'da, başta şu anda Suriye aleyhtarı olarak bilinen Valid JUMBOLAT ve şürekasının da içinde bulunduğu katliamlar yaşandı. İnsanlar gruplar halinde katledildi ve toplu mezarlara gömüldü. İşin en ilginç tarafı ise, toplu mezarlarda gömülü olan Lübnanlılar'ın katlinden kimlerin sorumlu olduğunu bugün Lübnan'da ilkokulda okuyan çocuklar bile biliyorlar. Ama ne yazık ki, ülkenin gazeteci olduğunu iddia eden Faris KHAŞŞAN ile Jibran TUVENİ bilmiyorlar (!).
Lübnan'da yapılan katliamlar sadece İç Savaş ile de sınırlı değildir. Lübnan'ın güneyinde, İsrail'e yakın kısmında İsrail'in 1978, 1982 ve hatta 1996'da yaptığı katliamlar, bütün dünyanın malumudur. Belki yakında, bu katliamlar da Suriye üzerine yıkılmaya çalışılır…
1991 yılında 'Arap Birliği' TAİF toplantısında bir karar aldı ve Suriye Arap Cumhuriyeti'nin Lübnan'a girerek İç Savaşı bitirmesini istedi. Suriye, önce 'milisler'i silahtan arındırdı ve Lübanan'da kısa sürede İç Savaş'ı bitirdi. Bunun bedeli olarak da bugüne kadar 13.000 askerini 'kurban' verdi.
Lübnan'da önceden ve sonradan yaşananlar aslında neyin ne olduğunun açık ifadesidir. Örneğin, Samir CACA, Hristiyan lider Başbakan Reşit KARAMİ suikastinden sorumlu olarak 11 yıl hapis yatmıştır. Cezasını tamamlamadan, siyasi bir kararla hapisten çıkarılmıştır. Bu siyasi kararı alkışlayanların başında da Faris KHAŞŞAN ile Jibran TUVENİ gelmektedir.
ÇADIR TİYATROSU'NUN SOYTARISI DETLEV MEHLİS
Diğer taraftan bu çadır tiyatrosunun başrolüne soyundurulan Detlev MEHLİS de, HARİRİ Suikasti ile ilgili olarak yaklaşık 500 civarında tanık ile görüştüğü söylüyor. Kısaca, seyircilerin 'katıla katıla' gülmesi için, yapılması gereken her şey yapıyor.
Eğer, bir suikastin 500 tanığı varsa, bu suikastin 'naklen yayın' esnasında yapılması gerekmez mi?
Anlaşılan MEHLİS, Suikasti, ABD'nin Irak'a bomba yağdırırken kendi kullarına yaptırdığı 'naklen katliam' dizisi ile karıştırıyor.
BU İŞ BURADA BİTMEYECEK
Detlev MEHLİS'in ve ekibinin teker teker satın almaya çalıştığı tanıkların ardı arkası kesilmeyecektir. Muhtemelen, bazı tanıklar daha ortaya çıkacak ve gerçekleri dünya kamuoyu ile paylaşacaktır.
Bilinmesi ve unutulmaması gereken bu işin burada bitmeyeceği ve 'YALAN RÜZGARI' dizisinin süreceğidir. Irak'ı da aynı yalan ve dolanlarla işgal eden Küresel Eşkıya'nın aklında şimdi öncelikle Suriye, ardından da İran vardır. Ancak, ya İran'dan önce, ya da İran'dan sonra sırada Türkiye olacaktır. Aslında Küresel Eşkıya'nın Türkiye'yi 'sıcak çatışma' ile işgal etmesine gerek de yoktur.
Eğer bir ülke diğer bir ülkenin bir kuvvet komutanına ayağına kadar çağırarak Üstün Liyakat madalyası veriyorsa ve bu komutan da bu madalyayı boynuna takıyorsa...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder