4 Ekim 2025 Cumartesi

Bu yazı da Bolu'daki özel kasamsı zulada bulduklarımdan biri. Oldukça uzun, ben de bölerek yayınlamak istedim. "Ölümünden" önce yazıp da kasaya koyduğu yazıları okudukça Cem'in korktuğunun başına geldiğini düşünüyorum artık. Cem'in başına daha önce de çeşitli olaylar gelmiş ve her defasında Cem onları savuşturmuştu. Belki de onun kendine güven duymasını sağladılar ve o da yeterince tedbir alamadı diye düşünüyorum. Her ne kadar Türkiye'de naaşı üzerinde belki de kimselere yapılmadığı kadar araştırma yapılmış olsa da fark edilemeyen bir girişim söz konusu olabilir. Bu benim değerlendirmem, sizler de okuduğunuzda kendi yorumunuzu yapacaksınız. Marika DEMİR


                    “GELECEK DE BİR GÜN GELECEK EVLAT !” (I)

Bolu’ya gelmeden önce Sivrihisar’da “Güzellik Suyu” adı verilen bir sıcak su kaynağı vardır, orada çok farklı bir “emekli” devlet adamı ile görüştüm. Görüşme talebi ondan gelmişti. Burası sessiz sakin, buranın müptelalarının bulunduğu bir yer. Çok eskilerde inşa edilmiş bir kaplıca harabesi desem daha doğru olur. Konaklama yerleri de var ama yeterli ilgiyi görmüyor. “Güzellik Suyu” denilmesinin sebebi, bu su ile yıkanan, bu sudan içenlerin vücutlarındaki yaralarına mükemmel “plastik cerrahi” müdahale yapılmış gibi iyileşmesi, hem de çok hızla. Ünlü F1 Pilotu Niki LAUDA'nın korkunç kazadan sonra, tavsiye üzerine uzun süre buranın suyunu içtiği, yüzünü bu suyla yıkayarak insan içine çıkabilecek kadar yüzünün düzeldiğinden söz edenler var burada. Aynı zamanda bu su ile sulanan sebzelerin tadından yenmez oluşu. Bilen çok mu? Ne yazık ki, belki de ne güzel ki hayır. Biz bir karavan minibüs içindeyiz, dışarısı soğuk. Büyüğümüzün yanındakiler dışarıda başka başka araçların içinde; biz baş başa ve yalnızız. Büyüğümüz önce kendi elleri ile birer “süvari” yaptı bize. – Çay bardağında servis edilen Türk Kahvesi’ne verilen isim.- Genel konulardan konuştuk, sonra sıra geldi Süfyanizme...

“DAHA YAPTIRILACAK ÇOK ŞEY VAR”

“Bak evlat, bunlarla daha en az 16-17 yıl gidilecek. Çünkü bunlara yaptırılacak çok şey var. Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin başka başka melanetlerle geçireceği 300-400 yılı biz bunlarla 25-27 yılda geçeceğiz. Bize küresel güç odaklarının yaşatacağı uzun yıllara sari süreyi, biz bunlarla kısa sürede atlayacağız. Emevi İslamı’nı dayattıkları Anadolu Müslümanlığı’nın ne kadar temiz ve bize uygun olduğunu bunlarla anlatabiliriz bu millete. Ülke işgal edilirken ve kurtuluş sürecinde orduya asker vermeyen tekkelerin, tarikatlerin melanetlerini bunlar vasıtası ile insanlarımızın dikkatine sunabiliriz. Her alnı secdeye değenin Müslüman hatta insan bile olamayacağını ancak bunlarla anlatabiliriz. Ve Mustafa Kemal’in bizlere emeksiz bahşettiği demokrasi, özgürlük, egemenliğin yeniden elde edilmesi için herkesin elini taşın altına sokmasını, bunlarla sağlayabiliriz. Kanlı mı olur, kansız mı olur ama bu millet kendi kaderine hakim olmadıkça Kurucu İrade’nin ve Kurucu Babaların bizleri sunduğu bu değeri biz daha fazla yaşatamayız. ”

Yani, siz diyorsunuz ki bunu biz getirdik ve biz destekleyeceğiz. Sonunda hedefe varıldığında da onları yerle bir edeceğiz, yanlış mı anlamışım? Dahası bunlarla bu milleti terbiye edeceğiz.

“Tam yanlış da diyemem, doğru da diyemem. Bunları başkaları getirdi başa, biz de onların başa getirdiklerini kendi hedefimiz için kullanmaya çalışıyoruz. Ne kadar başarılıyız dersen, yüzde ellinin biraz üzerinde. Hatırlarsın evlat, belli makamlara getirilecek olanlar için bu kahpe düzen en dolu ve en kirli dosyaları hazırlayanı ödüllendirirdi. Ki yarın öbür gün “Kayıştan atar da onurlu davranmaya kalkarsa”; o makam emanetçilerinin önüne sürüp istediklerini yaptırmak için… Sonra ne oldu? 2007 seçimlerinden sonra o yedi şirket iflas ettiydi, hatırlarsın, artık belli makamlara konmak isteyen soysuzlar kendi dosyalarını getirip ilgililere sunmaya başladıktan sonra… Bu arada senin Ankara’daki her devrin yaratığı pislik bürokratları konusunda yazdığın ama gazetede yayınlanmayan-yayınlatılmayan o yazı, oldukça işimize yaradı. Tabii ki bu devletin MİT’e sıra gelinceye kadar on beş istihbarat birimi daha var ama bazı konular öne çıkınca, gelecekte çok büyük melanetlere neden olacak bazı gerçekleri geriye itilebiliyor. Sayende o konu ön sıralara çıktı, araştırma derinleştirildi.”

Umarım ve dilerim iyi bir araştırma olmuştur ve gereği yapılmıştır.

“Gereği yapılmıştır derken, müdahaleden söz ettiğini düşünüyorum. Ama devlette işler öyle yürümüyor evlat, hem de bu Dünya düzeninde asla. Gereği yapıldı ama kelleleri almak yerine kellelerle bağlantıları bulmak, kahpe ağı tüm kılcal damarları ile ortaya çıkartabilecek düzeyde. Dosya bekliyor, o ağa yeni dahil olanlar, lojistik destek, moral desteği sağlayanlara gittikçe netleşiyor, günü geldiğinde devreye girecek.”

Kozmik odaya kadar girdiler; tamam bu devlet dünkü devlet değil, bin yıldan daha fazla devlet tecrübesi var eminim her şey düşünülmüş ve tedbirler de alınmıştır. Ama, “Şuyuu vukuundan beter” derler ya… Genelkurmay Başkanı kalkıyor, ülkenin ırzını, yasalara rağmen kahpelere teslim ediyor.

“Haklısın, konu çok can yakıcı oldu. Ama devlet zaten gerekli tedbirleri almıştı. Onlar istediklerini bulduklarını sandılar, devlet ise bulunmasını istediklerini önlerine sürdü. Bazı kayıplarımız oldu ama bu uzun soluklu bir mücadele, şehit olmaya hazır evlatlar sayesinde ayaktayız ve Kıyamet’e kadar da ayakta kalacağız.”

Gelecek? Ne kadar daha ve ne melanetler daha… “Şehit” dediklerimiz hep yoksul aile çocukları, bu ülke için o gün de bu gün de savaşanlar da hep yoksul Anadolu çocukları. Herkes bunların kanları ile abdest alıp namaza duruyor, makam-mevki elde ediyor.

2025 yılına kadar vadeleri var, 2025 sonuna doğru lağım patlayacak. 2027’nin başında ise her şey değişecek. Bu kez “Devr-i Sabık” gündeme gelecek ve mücrim mübayaa memurundan bile hesap sorulacak. İbret-i Alem için. Önce siyasiler içeri alınacak ama onlardan önce bürokratlar, yani kendini kullandırılanlar cezalandırılacak. Sonra sıra siyasilere gelecek… Hiç kimse aç ve açıkta bırakılmayacak, her ailenin dışarıda kalanlarına aile başına asgari ücret verilecek. Bakalım çok dedikleri ücretle onlar geçinsin…  Diyeceksin ki en az 15 yıldan söz ediyorsunuz. Evet ama devlet ömründe 15 yıl, insan ömründeki bir saniye gibidir. Ölenlerin hep yoksul Anadolu çocuğu olduğundan söz ediyorsun. Haklısın ama unutulmaması gereken varlıkla sınanmayanların dürüstlük ve namusluluk taslaması anlamsızdır. Göreceksin o yoksul Anadolu çocuğu olarak gördüklerinin içinden bu Süfyan çetesine hizmet vermek ve karşılığında semirmek için canhıraş mücadele edenleri, hatta şimdiden de görüyor olman lazım. ”

O zamana kadar girilmedik mevzi, işgal edilmedik kutsal kalır mı? Yani… Ve biz bu durumu bu insanlara nasıl anlatacağız. Onlara nasıl sabredin diyeceğiz? Onları o günlere kadar nasıl ayakta ve diri tutacağız?

“Biz gereken tedbirleri aldık ama sizlere de ciddi görevler düşüyor. Diyeceksin ki devlet varken biz? Haklısın bir yere kadar ancak bu devlet ve bu millet bu güne kadar “Meçhul askerler” ile ayakta kaldı, bundan sonra da öyle olacak. Senin tabirinle bazıları ölmeden ölmüş gibi olacak. Bir dostun var, eski bir asker, deli dolu. O Silahlı Kuvvetler’den ayrıldıktan sonra bir ara TBMM Lojmanlarında bazı ürünlerin kuryeliğini yapmıştı ve o kuryelik esnasında da bazı mahrem şeyler yaşamıştı. Onunla biz de temas kurarız ama sen kurarsan daha iyi olur. Bize o bilgiler gerekiyor, ayrıntılı. Bir de yine o dostun, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, yapıyı içten yıkmak amacıyla oluşturulan melanet yuvalarının hedef ve planlarını incelerse çok iyi olacak. Eminim o bunlara itiraz etmeyecektir, çünkü o ölmeden önce ölenlerden olmayı kabul etti, vakti zamanında. Gelelim nasıl anlatacağımıza, nasıl anlatacağınıza… Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. Zaten bu ülkede millet oranı yüzde on üçü hiç geçmedi. Geri kalanlar tam anlamı ile illet. Millet olanlar der ki Anadolu’da “Silahı olmayanın silahı sabrıdır” Buna adeta iman eder. Türkmen obası büyüğü, dışarıda ne olursa olsun yerinden kolay kolay kalkmaz; kalktığında da kan dizine kadar gelinceye dek tekrar yerine oturmaz. Sabredenlerle ve üzerine düşenleri yapmak için mücadele edenlerle kazanacağız. Süfyan çetesine ve işbirlikçilere karşı mücadele etmeyeceklerle, en azından buğz etmeyeceklerle işimiz olmaz bizim. Onların tamamı yok olsa ne olur? Ülkeyi ayakta tutanlar bizimkiler, onlar ise bizim sırtımızdaki sülükler, keneler… Bak Boğaz’a, yalılara bak, bilmem ne paşa yalısı, şu yalısı bu yalısı… Sen hangi gelirle elde ettin o yalıyı, ya da sana miras bırakanlar hangi gelirle elde ettiler onları. İçlerinde kökten zenginler var ama oranları yüzde bir-iki; gerisi omuzlarındakini ve Mehmetçiğin kanını kullanarak oraları ele geçiren alçaklar. 27 Mayıs gecesi Başbakanlık’taki kasayı soyan kim biz bilmiyor muyuz? TMT (Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı) için ayrılan Örtülü Ödenek Tahsisi’ni cebe indirenin kim olduğunu unuttuk mu? O kasadaki Lozan Anlaşması sürecinde iki nüsha olarak imzalanan çok özel ve ülkenin, milletin bekası için çok önemli belgeyi aynı kişi ABD Büyükelçisi’ne teslim etmedi mi? Bunlar hepsi kayıtlı hem de tüm ayrıntılarıyla. Bu kez büyük bir temizlik ve toparlanma olacak. Tarihimizde hiç görülmediği kadar kanlı ve derin.”

Söylediklerimi anlayışla karşılayacağınızı biliyorum ama bu söylediklerinizi büyüklerimizden hep dinliyoruz, laflar çok güzel, insanı mutluluktan serhoş bile ediyor ama uygulamaya gelince sadece nane şekeri. Şimdi ben yine malikaneme gidiyorum, çalışmama lazım, geriye bildiklerimi yazıp bırakmam lazım. Ama ben kendi ülkemde, kendi milletim ve vatanım için çalışırken saklanmak durumundayım. Yanlış anlamayın koruma falan istediğim yok, hoş verilse de içlerinden mutlaka bir satılık çıkacaktır. Örnek, Korgeneral Merhum Lütfi AKDEMİR, 1nci Taktik Kuvvet Komutanı ama orduevinde yemekte kalp krizi geçirdi ve “öldü”, merhum Gaffar OKKAN, yerden toplanan kovan ile şehitlerin üzerinden çıkan ve isabet edip vücudu terk eden mermi çekirdeklerinin oranı neredeyse yüzde doksan yedi, bu isabeti çok yakın mesafeden bile sağlayabilecek hiçbir yapı yok Dünya’da Sayaret Makal bile. Ama sizin de benim de bildiğim bir yapı var. Düşünüyorum ve diyorum ki bu nasıl bir ihanet? Bu devlet kimlere emanet? Bin dokuz yüzlü yıllarda “Kurye” uçakları ile taşınan beyaz ve bu durumdan JİTEM’in bilgisi olmasına rağmen engel olunmaması… Siz, yani sizin oluşturduğunuz yapı ne kadar sağlam?  31 Aralık 2009

DEVAM EDECEK

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

                                                  KORKULARLA HÜKMETMEK VE KORKULARI KÖRÜKLEMEK -V-   Marika Demir Notu: Cem , her demde ve d...