KENDİ GÜVENLİĞİ’Nİ KENDİ İMKAN VE KABİLİYETLERİNLE SAĞLAYAMIYORSAN ÖZGÜR OLAMAZSIN
Kim ne derse desin, ne iddia ederse etsin kendi güvenliğini kendi imkan ve kaabiliyetlerinle -kendi askerin, kendi silahın, kendi mühimmatın- sağlayamıyorsan asla özgür bir ülke olamazsın.
Tabi ki gerçekleri eğip bükmeyen ve hamasetle hayal üretmeyen ve kişisel günahları/suçları olmayan yöneticilerin varlığı da özgür ülke olabilmek adına çok önemli hususlardır.
Ülke yönetiminin, askerin ve istihbaratın fikirlerinin birleştiği ya da çok yaklaştığı yer “devlet politikası” halini alır. Eğer bunların arasında işbirlikçiler varsa, işbirliği yaptığı güçler o ülkenin devlet politikasını da etkiler, hatta belirler. Kısaca, bagajı dolu araçların trafikte yol alması, karşısında çıkacak engellerin azametine, gücüne, kapsamına ve çeşitliliğine bağlıdır. Dolayısıyla istediği manevrayı istediği anda ve şekilde yapamayanlar başkalarının tercihlerine uymak durumundadır.
Özellikle bizim ülkemizde bir yerlere gelebilmenin en belirgin yolu kabarık şahsi dosyaya sahip olmaktan geçmektedir. Dosyası olmayanlara üst düzeyde görev verilse de ya ömürleri kısa olur ya da sonları ölüm. Ki bunlar diğerlerinin yapacaklarını da yapmak zorunda bırakılan “hamallar”dır.
Anayurt’taki dostum 2007 Milletvekili Genel Seçiminden sonra hiç beklemediği, onu da şoke eden bir durumla karşılaşmış. Üst düzeyde görev alacakların “kirli” dosyalarını hazırlayan yedi şirkettin en mahirinin tepe yönetiminde yer alan bir kadın O’nu gazetede ziyaret etmiş ve işsiz kaldığından söz etmiş. Ki bu şirketlerden beşi İstanbul, biri Ankara diğeri de İzmir merkezliymiş. Bunlardan en iyi dosyayı hazırlayana, hazırladıkları dosya başına 1.000.000 USD, diğerlerine de emekleri karşılığı olarak her bir şirket için 100.000 USD ödenirmiş. Kadın işsiz kaldığını söyleyince dostum inanamamış. Ancak o yaman kadın demiş ki, “artık bize gerek kalmadı, bir yerlere talip olanlar kendi kirli dosyalarını hazırlayıp o makamlara talip olmaya başladılar.” Tabii ki bunlar tepe yöneticiler, daha doğrusu bürokrasinin en tepesinde yer alanlar. Bir de her devrin adamları var. İş bağlayanlar, rüşvet çarkını işletenler. Onların rezilliklerinden de söz etmişti dostum. Yer, zaman, kapsam her şeyi belirterek. Şimdi, silahını, mühimmatını kendinde yapsan, insan kalitesi defolu ise yine özgür bir devlet olman mümkün değildir.
ÖNCE BİLENLERLE MECBUREN YOLA ÇIK, SONRA
KENDİ EKİPLERİNİ YETİŞTİR
Şu an yönetime hakim olmaya çalışan yapının yeterince yetişmiş elemanı yoktu. Bu nedenle de istedikleri gibi at oynatamıyorlardı ve zaman zaman istemedikleri bedellerle işlerini yaptırıyorlardı. Ancak durum gün geçtikçe değişmeye başladı. Artık kendi elemanları yetişmeye başladı ve tepe yönetimlere bunlar arasından seçtiklerini getiriyorlar. Dahası hırsızlığı da hukuksuzluğu da bu aşamada iyice öğrendiler. Zamanında “Yolsuzluk yap, yolsuzluk yapamıyorsan inşaat yap” diyen zat-ı muhteremlerden hırsızlık, zimmet, irtikap, yolsuzluk dersi aldılar, “şunun defterini dürün eğer dürmezseniz ben hepinizin defterini dürerim” diyenler de aynı kesim olduklarından hukuksuzluğu da öğrendiler. Ama bir gerçek vardı, o kesimin uzun yıllara dayalı bir işleyişi vardı, bunlar ise türedi. Kısaca, çok yakında bu ülkede onurlu ve doğru olanlara karşı operasyonlar yapılırsa şaşırmayalım. Bu şartlar altında elinde Dünya’nın en iyi silahını, mühimmatını, silah ailesini üreten tesislerin de olsa işe yaramaz.
KÜRESEL ÇETE’NİN HÜKÜMRANLIĞI
Küresel Çete ve onların mihrabı sayılan Siyonist örgütlenme birlikte alçalıp yükselen dalgalar gibiler. Bunların istihbarat örgütleri de erişemediklerini elde ettikleri işbirlikçileri de oldukça yaygın ve güçlüdür. Aynı zamanda bunlar para psikolojik güçleri mahirane bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu melanetleri aşabilmenin yolu özgür, bağlantısız, zaafı olmayan, donanımlı, zeki ve zekasını akla çevirecek kadar mahir olan nesiller yetiştirmektir. Bu durumda, bu ihtiyaç aynı zamanda onların saldırı alanıdır. Bu nedenledir ki 12 Eylül, 28 Şubat yönetimleri Küresel Çete’nin amaçlarına uygun olarak icraatlerde bulunmuşlardır. Dikkat ederseniz o dönemlerde gerçekleştirilenler ülkenin geleceğini Küresel Çete’nin kucağına atmak üzere yapılan hazırlıklardır.
Örnek olarak Türkiye bu günlere kadar yaşadığı, yaşatılan ekonomik krizlerden çok az yaralarla çıktı. Bunun sebebi köyler ile kentler arasında oluşturulan telafi zincirleriydi. Kışlık erzaklar gönderildi şehirlere ve insanlar aç kalmadı, çocuklar beslenebildi. Gıda enflasyonları yaratılamadı. Bu durumda da çetenin operasyonları büyük ölçüde sekteye uğradı. Bu operasyonlardan istediklerini elde etmek isteyenler köy yaşamına saldırdılar, “Taşımalı eğitim sistemi” köy yaşamını bitirdi, köyde üretim olmamaya başladı, pek çok köyde yumurta, ekmek bile köylerdeki bakkal dükkanlarında satılmaya başlandı.
Anayurt’taki yakın dostum Küresel Çete’nin gücünün elinden alınabilmesi için öncelikle İsrail’e yönelmenin gerekliliğinden söz eder. Der ki:
“Siyonizm, bütün Yahudileri İsrail’de toplamak ister ve İsrail’in Yahudiler için en güvenli yer olduğunu kanıtlarcasına operasyonlar yaparlar. Türkiye’deki sinagog baskınları, siyonistlerin Türkiye’deki Yahudiler için korku yaratma amaçlı operasyonlarıdır. Bunun tersine çevrilmesi ve korkunun yaygınlaştırılması gerekir. Bir zamanlar İsrail’de uygulanan “Canlı bomba” operasyonları ile bu yapılmaya çalışıldı ama istenen etki yaratılamadı. Daha kapsamlı operasyonlar gerekli. İsrail’de yaşamak korku ile iç içe olmak halini almalı. Yahudiler garanticidir, onlar için mal ve can devlet organizasyonundan da önemlidir. İsrail’deki Yahudiler ne zaman ki güvenli bir yerde yaşamadıklarına, İsrail’in artık güvenli olmadığına inanırlar işe o zaman Küresel Çete’ye karşı, Küresel Çete’nin hedefindekiler moral üstünlüğünü elde ederler. Sonrasında alınacak diğer tedbirlerle süreç domino etkisi ile yayılmaya başlar. Zillet ve İsrail dışındaki yaşamın miskinlik etkisi, moralsizlik bu yapıyı ciddi şekilde sarsmaya başlar.”
Doğal olarak bu tür operasyonların uzun soluklu olarak bir merkezden koordine edilmesi gerekir ki bu merkeze de Siyonist sızıntıların engellenmesi neredeyse imkansızdır. Ancak, “Enseyi karartma”nın alemi de yoktur. Neden mi? Bugünkü ortamda İsrail, süper güçler dahil hemen hepsine diz çöktürebilir. Bir ülke hariç o da Türkiye. Çünkü Anadolu’dan İsrail’e giden Yahudiler, orada Türkiye’ye karşı yapılabilecek melanetlerin önündeki en ciddi engeldir. Anadolu insanı farklıdır, ister Anadolu’da, ister Trakya’da, ister İstanbul’da yetişsin ve ne kadar zalim, hain olursa olsun bir yerde “Kayıştan atar” yani “Aslına rücu eder.” Türkiye’den Dünya’ya yayılan Yahudilerden de hala her yıl Türkiye’ye ciddi ekonomik yardım gönderenler vardır. Yine dostumun her daim söylediği bir teşhisi vardır:
“İsrail’in sürdürülebilir güvenliği için başta Türkiye ve Mısır ikilisi ile Suudi Arabistan yeterlidir. Başka bir güce ihtiyaç yoktur. İsrail’in burnunu sürtmek için de bu üçlü yeterlidir. “Dökme Kurşun Harekatı” İsrail’in gelecekte neler yapmak istediğinin ve kimleri kirli amaçları için kullanmak isteyeceği açısından çok önemli bir gelişmedir. İsrail’i güç sarhoşluğuna sürükleyerek hedonizm zehiri ile boğmak amacıyla geliştirilen “Ufuk Ötesi Projesi” ne yazık ki istediği menzile varamadan akamete uğratıldı. Bu operasyonda başat güç Siyonist yapı ve Vatikan olsa da içeride operasyonel olarak Süleyman Demirel ve şürekası kullanıldı. Bu operasyonun akamete uğratılmasından bir başka merkez de ciddi oranda güç kazandı; Fener Rum Patrikliği.”
Dostuma bu konuyu açmasını istediğimde anlattıklarından adeta kanım çekildi. Burada bu konuyu açmak istemiyorum. Eminim ki dostumun kitaplarında bunlar sizlere bir gün, zamanı geldiğinde aktarılır. 02 OCAK 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder