O GÜNLER YAKLAŞTI
İsrail’in ömrü üzerine konuştuğumuzda Anayurt’taki dostumun bana aktardığı garip ve karmaşık şeyler olduğunu hatırladım birden.
“Tanrı’nın askeri Türklerdir. Tanrı’nın kırbacı da kılıcı da Türklerdir. Çünkü Türkler adaletin ordusudur. Başında kim/kimler olursa olsun bu ordu gereğini gerektiğinde yapacaktır. Başında durmasını bilmeyeni oradan fırlatıp atacaktır. 2025 Ekim-Kasım ayından başlayacak süreçte Türkiye’de ciddi siyasi sorunlar başlayacak ve hemen hemen saklanan, üstü örtülen rezillikler birden ortaya saçılacaktır. Olmasını asla istemem ama Azerbaycan, Ermenistan, İran, Irak, Suriye, İsrail, Filistin, Ürdün, Lübnan, Kıbrıs ve Türkiye’de yaşanacak büyük bir deprem Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’yı da etkileyecektir. Bu benim 2002 yılından beri dile getirdiğim bir husustur. Geçmişte yaşanmış ve epeydir yaşanmamış depremler üst üste binecektir. Bizim için en can yakıcı yer Hatay ilimizdir. Ancak, bilinmeyen, bilinmesi istenmeyen bir durum söz konusudur. Hatay sadece bizim “Şahsi Meselemiz” değildir, Rusya’nın da ulusal meselesidir. Depremin yarattığı yıkım ve etkilerin üzerine atlamak isteyen batı ülkeleri kendi ülkelerinde yaşanacak ve nereden, nasıl çıktığı anlaşılmayan, birden patlayan çatışmalarla sarsılacaktır. Bu bilinmezlik onlar için geçerlidir. Bizim özel guruplarımız bu fırtınanın hazırlığını yüzyıllardır yapmakta olduklarından en hazırlıklı ülke biz olacağız, bir başka ülke de bizim çalışmalarımızın ne olduğunu bilmese de, bizim bir hazırlık yaptığımızın farkındaydı; Rusya.
İsrail’e yardım etmek için ellerinden geleni ardlarına koymayan ülkeler, kendi dertleri ve özellikle kendi halkları ile uğraşmaya başlayacaklarından İsrail’in lojistik ve moral destek kanalları tıkanacaktır. Rusya-Türkiye görünmez beraberliği Türk Cumhuriyetleri başındaki rezillerin de aklını başına getirecek, akılları başlarına gelmeyenler ise yok olup gideceklerdir. Rusya özellikle Doğu Türkistan konusunda daha da hassaslaşacak ve Küresel Çete’nin Çin’i yerle bir etmek için kullanmak isteyeceği Afganistan kartını okuyarak Doğru Türkistan’ın yanında yer alacaktır. Eskiler anlatırlar ya Yec’üc-Mec’üc hadisesini, Dünya’nın ilk etapta Yec’üc-Mec’ücü Çin ve Hindistan olacaktır. Çin süreci Taywan’ı işgal ederek başlayacak, Hindistan ise kaybetmeye başlayacağı “Yazılım Tekeli”nin intikamını Güney Doğru Asya saldırıları ile telafi etmeye çalışacaktır.
Aslında hadise çok farklı, “Matrix” özellikle yapılmış bir uyarı filmiydi, “Gözleri tamamen kapalı” filmi de aynı yoldan ilerledi. Her ikisinin de 1999 yılında vizyona girmesi tesadüf değildi. Her iki filmin mesajı aslında farklı gibi görünse de birbirini tamamla nitelikteydi. Dünya’nın ayakta kalması için insan canına ve insan kanına ihtiyaç var. 2000 yılı civarında Dünya Nüfus artışı resmen sıçradı ancak bu gerçek uluslararası Küresel Çete tarafından gizlendi. Daha fazla nüfusla Dünya yaşamı, daha fazla insan canı ve kanı gerektiriyor. Dünya’daki yaşamın ihtiyacı olan enerjinin kaynağı da kan ve candır. Dünya’nın değişik bölgelerinde yaşanacak savaşlar Dünya nüfusunun azalmasını sağlamayacağı için Küresel Eşkıya toplu katliamları planlamak zorunda. Ne kadar can ve kan, o kadar büyük kazanç onlar için.”
Anlattıklarını anlamak ve aynı zamanda hazmedebilmek çok güçtü. Devlet yapısı ve istihbarat ağı ile iç içe olmama rağmen O’nun bu değerlendirmeleri bana bile ağır geliyordu. Aytunç ALTINDAL’ın sözünü ettiği Enigmatik Çağ -yani tüm saklananların ortaya saçılacağı, uyanış çağı- 2025 sonu itibarı ile bitiyor. Ancak sonrası, bu konuda kadim istihbarat ekipleri dışında bir şeyler bilen neredeyse yok. Peki dostum bu bilgileri nereden edindi de anlatıyor? Sistematik olarak anlatılanlarda sorun yok ama bu kadar derinlere inebilmesi? “Allah nurunu tamamlayacaktır” Ayet-i Kerime’sinden söz ederken sürekli olarak bana “Müslümanlar ya da insanlar o nura layık olduklarında o Ayet gerçekleşecek” derdi. Ve yeni nesillerden söz ederdi, annelerin-babaların dahi anlamadığı yeni nesilden. Kopmalar başladı derdi, nesiller arası algı kopmaları başladı. 2026 yılında hızlanacak bir süreçten söz ederdi. Yeni bir çağ... Yeni bir Dünya...
Bir sözü daha vardı ki hak vermemek elde değil. Ülkemizde üç tip yığılma var; birileri Mehdi’yi bekliyor, Kur’an-ı Kerim’de dahi zikredilmeyen Mehdi’yi. Hem de bunu bekleyenler güya İslam. Değiller, onlar Müslüman olabilirler ama İslam olamazlar. Çünkü Mehdi kavramı aslında insanların içindeki ateş, cevhere karşılık gelir, içindeki kurtulma, yücelme, arınma hissini canlandırmazsan kimse gelmez. İkinci kavram, Derin Devlet. Özellikle milliyetçi kesim sürekli buraya sığınır ve der ki “Derin Devlet” elbet müdahale eder. Öyle bir yapı artık yok, görünürde olduğu sanılsa da yok. Çünkü o yapıya kahpeler hakim oldu. Kadim yapılar var elbet ama onlar bizi kurtarma derdinde değiller, yani en azından herkesi. Layık olanlara destek verecekler geri kalanları sildiler çoktan. Üçüncü yapı ise “Sarı saçlım, mavi gözlüm” beklentisi, özellikle de bayanların beklentileri hu. Yok öyle bir şey, Atatürk artık yok, bir daha da geri gelmez. Boşuna çağırmayın, maçanız yetiyorsa siz yeni bir Atatürk doğurun. O ne demişti? “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” Peki bu ülkenin ilim ve fen ile alakası var mı? Yok. Aynı şeyleri düşündüğümüz ve telaffuz ettiğimiz pek çok konudan biri de bu üçlemeydi. Gidişat çok farklı, artık yeni nesil farklı bakıyor olaylara, Anadan, babadan, şundan, bundan bir “şefaat” beklemiyor, kendisi kendi kaderine hükmetmek istiyor ve hatta diyorlar ki “Bize akıl vermeye kalkmayın, bu ülkeyi, bu Dünya’yı bu hale getirenler de sizlersiniz, bu hale getirenlere tepki vermeyenler de.”
Gelelim, Küresel Çete’nin İslam ülkelerinde muteber hale getirdiği ve GBOP’un (Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi) bir an evvel gerçekleşmesi için yerleştirdiği sahtekar ajana. İlk bakışta İsrail ile sürekli dalaşan bu ajan için aslında Anadolu’da bir tabir var: “Kayıkçı kavgası”. Ana tarafından Yahudi olan bu ajan, Siyonist anlayışa göre Yahudidir. Ve neredeyse hiç bir Yahudi, soyuna ihanet etmez, fasılasız hizmet eder. Alnı secdeden ayrılmayan bu ajana inanmaya hazır kitlelerin çoğu da Mehdi’yi bekleyenler. Onlar bilmiyorlar ki o Mehdi ya da müjdecisi değil, Süfyan’ın ta kendisi. Onun sonu da İsrail ile birlikte gelecek ve onun aşıkları, bağlıları gün gelecek sokağa çıkamayacak hale gelecekler. Deccal taifesi hariç tabii ki; çünkü onlar “Gelenin keyfi için, gidene küfreden”lerdir. Her çağda onlar onursuz, soysuz yaratıklar olarak devrededir. Ancak Enigmatik Çağ’da onlar da deşifre oldular, olacaklar. Kısaca Adalet geliyor ve adaletin askerleri geliyor. Ne yaparlarsa yapsınlar.
Kaybedecekler, nasıl mı? Siyonistlerin tanımlayıp şekillendirdiği Holocost kavramına ve sınırlarına İsrail, İsrail yandaşları ihanet ettiklerinde. Ki bu, Filistin’de yaşanacak bir soykırımla gerçekleşecek. İsrail kaybettiğinde GBOP için sahaya sürülen alnı secdeden kalkmayan ajan da kaybedecektir. Bu kayıplar sonucunda sadece yeryüzünde değil, kainatta da adaleti Türkler tesis edecektir. Ne zaman mı? Kendi güvenliğini ve savunmasını kendi imkan ve kabiliyetleri ile sağladıklarında... 02 OCAK 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder