CASA UÇAKLARI İLE BAŞLAYAN SÜREÇ
Marika DEMİR Notu: Bu yazı ve buna bağlı olarak yazılan üç yazı çok önemli ayrıntılara sahip. Şimdilik bu yazıyı yayınlamak istedim. Diğer üçünü okumak, anlamak ve özümsemek hem oldukça zor hem de vay be! dedirtecek kadar ayrıntılarla dolu.
Anayurt’taki sevgili dostum, kardeşim/ağabeyim ile sohbetlerimizin birinde sohbet bir yerde kilitlendi. Turgut ÖZAL dönemini tartışıyoruz ve merak ettiğimiz bir konuyu irdeliyoruz. ÖZAL dönemi neden kısa sürdü?
Dostumun anlattıklarını dinledikçe bu satırları yazıp bir kenara koymak istedim. Umarım ve dilerim bir gün gelir ve ben de bu yazıyı yayınlarım. Çünkü Türk Milleti’nin bu yazı ile kayda geçen konuları öğrenmesi gerekir. Dost anlatıyor:
“IPTN CASA firması İspanya’nın KİT’lerindendi ve yeterli sipariş alamadığı için kapatılmak üzereydi. CASA uçakları aslında İspanya - Endonezya ortak üretimiydi. Türkiye CN-235 uçaklarını iki gerekçe ile aldı. Birincisi Helen Fayı'nın kırılması, bu kırılmanın Kıbrıs Fayı'nın tetiklemesi sonucu Ege’de meydana gelecek oluşumlarda ön almak. İkincisi ise Ege Adaları’na hızlı müdahale için her biri tam teçhizatlı Özel Kuvvetler Komutanlığı timlerini Ege Adaları’na indirmek ya da atmak. CN-235 CASA uçaklarının tam yük ile azami iniş mesafesi 650 mt. olduğundan ve düzeltilmiş/düz araziye iniş yapabildiğinden tercih edilmişti. Bir başka tercih sebebi ise “Ufuk Ötesi Projesi”nde İspanya’nın başat rolde olmasıydı. “Ufuk Ötesi Projesi”nin ayrıntısına şimdilik girmeyelim, kolayca çıkamayız. Dikkate değer bir konu, İspanya Türkiye yakınlaşmasıdır. TAI ve TUSAŞ CN-235 üretiminden kaynaklanan ciddi bilgi birikimi elde etmiştir/etmektedir.”
AMERİKA KIT’ASINDA 1282,
AVRUPA KIT’ASINDA 873 HEDEF
“ÖZAL döneminde hazırlanan ve uygulamaya sokulan bir başka operasyon ise “Bal Porsuğu Operasyonu”dur. Bal Porsuğu, cüssesine bakmadan hemen bütün hayvanlara korkusuzca saldıran, kendisine yapılan tüm saldırıları defeden, yılan akrep zehirleri ile “kafa bulan” ve hiç bir vahşi hayvanın karşılaşmak dahi istemediği bir türdür.
ÖZAL değerlendirmesi ile bu devletin ve milletin başının en büyük gailesi İngiltere ve ABD’dir. Küresel Çete ise sonraki hedeftir. Bizim, şu anki gücümüz ve donamımız ile onlarla bilek güreşine girmemiz imkansızdır. Öyleyse, uzun vade için ciddi bir planlamaya ihtiyaç vardır. Onlar bizi nasıl içimizden vuruyorlar ve vurmaya devam ediyorlarsa biz de aynı şeyi onlar için yapmalıyız. Öylesine hedefler seçmeliyiz ki hem İngiltere’de hem de ABD’de ayrılık çatlaklarını genişletmemiz, onları en güçlü olduklarını zannettikleri ekonomik güçlerinde zor duruma düşürmeli, onlarla birlikte hareket edenleri de onlarla olan bağlantılarını sabote ederek hem ekonomik, hem siyasi, hem de sosyal olarak gıdasız bırakmalıyız. Bu uzun soluklu bir abluka. Sonuç geç alınacak olsa da seçeceğimiz hedeflerle, sabırla çalışmalıyız.
Bu şartlar altında Amerika Kıt’asında 1282, Avrupa Kıt’asında 873 hedef belirlendi. Her iki hedef gurubunun içinde askeri hedefler yüzde beşi geçmedi.
Bir başka operasyon daha var ki o da “inanç bağlantıları” açısından çok önemli. Güney Amerika’da ve Orta Amerika’da hakim olan Katolik Hıristiyanlık öylesine değişime sokulmalı ki Vatikan’ın felci başlatılmalı. Bu yolda “Barnabas İncili”nin Güney ve Orta Amerika inancına sokulması son derece önemliydi. Bu süreci öyle bir güçle sürdürmemiz gerekiryordu ki Ortodoks Dünya’sının da düşmanlığını azaltıp sempati gelişmesine neden olmalıydık. Elimizde olup da bize karşı kullanılan Fener Rum Patrikhanesi’ni biz de onlara karşı kullanmalıydık.”
O zaman sorduğum bir soruya aldığım cevap beni fazlası ile şaşırtmıştı. Sorumun temeli kimlerle ve hangi maddi güçle bu planlandı?
“Tüm “intelligance”ın peşinde olduğu, Kripto Türkler; Kripto Türkler’e yeni katılacak güçler -Seferberlik Tetkik Kurulu’nun kayıtlarından elde edilecek kişiler-; Dünya’da Türkiye aşıklarından elde edilecek kaynaklar ki bu kaynakların temelinde çok şaşırabilirsin ama Yahudiler, Hint Racaları, Oligarklar (Yabancı memurlar yani güçlü bürokratlar ve bürokrasi halkasına bağlı olarak ekonomik kıymetleri elinde tutanlar). Bu operasyonun ilk aşaması elli yıllık, 2020’den sonra ilk sonuçlar alınamaya başlayacak. İkinci aşama ise elli-altmış yıllık. Operasyon tepe yöneticisi ise Türkiye aleyhine tezgahlanan Elagöz Operasyonu sahasında öksüz ve yetim kalan, üstün niteliklere sahip istihbaratçı bir kadın. Yaklaşık dört bin beş yüz elli hücrenin yaklaşık yüz yıllık tüm maddi ihtiyaçları temin edildi ve operasyon 1991 yılında başlatıldı. Devletin örtülü ödeneğinden tek kuruş bu iş için harcanmadı, harcanmak istese de devletin onlarca yıllık bütçesinin buna gücü yetmezdi.”
Şaşırdım, hem de çok. Bunca yıldır devletin bürokrasisinin en üst kademelerine çok yakın çalışmış biri olarak bundan benim haberim yoktu. Peki gerçekçi bir operasyon planlaması mı? “Kripto Türkler konusuna Anayurt’taki dostum sayesinde bilgi sahibi oldum; sistemin “otonom” olarak planlanmış çalışma sistemini duyduğumda kadim Türk Devlet organizasyonunun yüzlerce yıl öncesinden ne kadar mükemmel çalıştığını iliklerime kadar hissettim. Dostuma baştaki soruyu sordum. ÖZAL niye tasfiye edildi ve nasıl?
“ÖZAL’ın tasfiyesinde hepimizin bildiği siyasiler kullanıldı başat güç DEMİREL’di. Ancak bu ekibin faaliyetlerinin istihbari bir bilgi birikimi ve strateji ile beslenmesi, taktiklerde hata yapılmaması gerekiyordu. Bu nedenle MI6, DGSE istihbarat bilgi birikimi Fransız Jacques Séguéla’nın kullanımına verildi.Çünkü Küresel Çete ÖZAL’ın nasıl bir çalışma içinde olduğunun farkına vardı ama bu çalışmanın ayrıntılarına asla vakıf olamadı. Başka, başkasını ve başka yöntemleri de şimdilik saklı tutalım.”
Sanırım sizlere de ütopik bir anlatım olarak gelmiş olabilir ama ben Türk Milleti’nin tarihi ve tarihsel birikimlerini bildiğimden, umarım başarılır diyerek bu yazıya nokta koymak durumundayım. Son cümlede dostumun bana söylediği ancak size aktaramadığım bilgiyi de günü geldiğinde sizinle paylaşmaya söz veriyorum. Moon Tarikatı, Dünya’ca ünlü bir Türk Profesörü -aslen Yahudi-, Brezilya Yağmur Ormanları, Maden suyu/sodası, Atropin şırınga, sahte kalp krizi döngüsü... İpuçlarını vererek konuyu sonlandıralım. 1 Haziran 2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder