DÜNYA DIŞI MEDENİYETLERLE İLK ANLAŞMAYI
BİZ TÜRKLER YAPMIŞ OLABİLİR MİYİZ? -1-
Marika Demir Notu: Bu kayıtlar aslında dost, yarenlik sohbetleri kapsamında ayrı yerlere konulmuş. Yani aslında bunlar gazetede yayınlanmak için değil, tarihe not düşmek için yazılıp bir kenara konulmuş kayıtlar gibi.
Anayurt Gazetesi’ndeki dostum ile yapmış olduğumuz sohbetler bence çok renkli geçiyor. Birileri bu sohbetlere ve içeriklerine değer vermeyebilir ama ben veriyorum ve sizinle de paylaşıyorum. Dostum diyor ki:
“Bizlerin Ergenekon’dan çıkışımıza dair tarihi kesin kayıtlar olmamasına rağmen o konudaki anlatılara ben inanıyorum. İnanırken de Kur’anı Kerim’de yer alan KEHF Suresindeki ayetlerden de ilham alıyorum. Nasıl ki orada Zülkarneyn “Ye-cüc; Me-cüc” adlı kavimden insanları korumak için iki dağ arasına demirden bir set ördüyse, biz Ergenekon’dan çıkarken de demir dağları eritmiş olmamız konusunu yabana atmıyorum ki Türkler “demir işleme ustasıdırlar” ve aynı zamanda demir bu Dünya’nın bir elementi de değildir. Ergenekon’dan çıkışa baktığımızda ise farklı unsurların devreye girdiğini düşünmekteyim. Ergenekon’a büyük bir yenilgi sonrası sığınan Türkler’in bir kısmının Şaman inancına sahip olmaları son derece doğal. Çünkü doğa Türklerin mekanıdır ve doğaya saygı göstermeyenin Türklükle alakası yoktur.
Öyle sanıyorum ki Ergenekon çıkışında üç gurup oluşmuş, birinci gurup Ergenekon’daki fikirsel ayrışmalara meydan okuyarak Ergenekon’dan ayrılan ve Bering Boğazı’ndan Amerika Kıt’asına kadar geçenlerden; ikinci gurup, Güney’e ve Batı’ya doğru hareketlenenlerden; üçüncü gurup ise Ergenekon ve çevresinde kalarak orada yaşamı sürdürmeye çalışanlardan oluşuyor.”
Olabilir de dostum, Dünya Dışı varlıklar konusu?
“Silahı olmayanın silahı sabırdır derler” büyükler, az sabır... Biz Türkler ne olarak biliniriz? Adaletin kılıcı, Tanrı’nın kırbacı değil mi? Peki, Ergenekon’dan çıkış için bize güç veren ve destek olanlar kimler, bilen var mı? Dünya’da olmayan demir elementinden bir dağ Ergenekon’da nasıl oluştu? Ki Arap, Çin çok bilmişleri Ye-cüc Me-cüc dendiğinde onlar Türklerdir demezler mi?
Eisenhower’in Dünya Dışı Medeniyetler ile bir takım anlaşmaları Dünya adına yaptığı söylenir. Ancak Dünya dışı varlıklarla yapılan bu anlaşmaya da uymadıklarını biz görüyoruz, izliyoruz, biliyoruz. Çünkü Dünya Dışı varlıkların istediği doğaya zarar verecek şeyler yapmayın, özellikle de nükleer güç başta olmak üzere yıkıcı silahlara meyletmeyin diye bir anlaşma yaptıkları söylenmez mi? Peki, acaba Dünya Dışı varlıklar Ergenekon’da sıkışıp kalmış ve varlığını sürdürmek isteyen Türkler’e yardım etmiş ve onlara Dünya’ya yayılın, doğaya saygıyı öğretin, zalimleri bizim adımıza siz cezalandırın, bize bu sözleri verin biz de sizin önünüzdeki bu demir dağları eritelim demiş olamazlar mı? Biz birlikte oldukça güçlüyüz ama, biz teker teker de güçlüyüz. Yani iki kişi bir araya gelmeden tuvalete dahi gidemeyen halklar, milletler yok mu? Ve biz adalete sarıldıkça abad olup, adaletten uzaklaştıkça neden hep rezil oluruz?
Ve sonra yazmaz mı Orhun Yazıtları’nda Türk Beyleri “Çinli kadının teninin sıcaklığına, Çin İpeği’nin yumuşaklığına kandın da böyle oldun”? O zamanlarda da biz sözümüzden ve aslımızdan uçkur davası ve akçeli işlerle uzaklaşmamış mıyız?
Dünya’da pek çok kılıç, demir ustasının köklerine baktığımızda o günlerin en büyük silahında kullanılan çeliğin hükümdarı hep Türkler değil mi.
Çok sıra dışı bir olay Ergenekon, ve bu günlere kadar intikal etmiş bir anlatısı var. Kadim kayıtlarda ne kadar yer almıştır bilemiyorum, bilmemiz de pek mümkün değil çünkü bu ülkede Türk Mitolojisi ile uğraşmak istenmez, öğrencilere verilen tez çalışmalarında tez danışmanları nedense hep Türk Mitolojisi’nden kaçarlar. Atatürk’ün Türk tarihi ve Türk geçmişi konusundaki çalışmalarını küçümserler. Ve bunu özellikle liberal solcular yani pembe popolu artiz solcular yapar. Diğer yobaz dediğimiz, Atatürk Düşmanları ise nesepleri ve menşeileri pis, şaibeli olduğundan onlar Atatürk’ün ilke ve icraatlerini hep küçümser, kötüler, karalarlar. Bizim dışımızdakiler ise bizim tarihimizi ve bizi kendi tarihlerinden ve kendilerinden daha çok araştırırlar.”
Bazı konuları hiç öyle ele almadım ama düşünmeye ve araştırmaya değer. Peki “Devleti Yönetenler”in ne kadarı bunlara inanıyor?
“Sen de bürokrasiyi biliyorsun, hem de benden çok daha iyi. Birincisi ülkeyi yönetenlerin genelinin köklerinde bu memleket için verilen kandan yok. Bu millet adına yapılan ahitleşmelerden ariler. Çünkü ülkeyi yönetenlerin içindeki Türk Evlatları Türk Silahlı Kuvvetleri’nde ve PostaTelgraf Telefon İaresi’nde toparlanabilmişler. Bu nedenle de MİT’in temel unsurları, ülkenin en ücra köşelerinde görev yapan PTT mensupları ile TSK üyelerinden oluşturulmuş. Özellikle pembe popolu solcuların ve nesebi belirsizlerin pompaladığı ya da yardakçılık yaptığı TSK düşmanlığının temeli de bu. Mülkiye, Tıbbiye, Adliye bizim evlatlarımızdan çok az nasiplerini almıştır. Bu nedenle de TSK, bünyesinde mülkiyeli, tıbbiyeli, adliyeli unsurlar yetiştirmeye ve emekliliklerinden sonra onları sivil idareye taşımaya gayret etmiştir. Edebiyatçı, sanatçı, sporcuların köklerine ve yetiştikleri yere baktığında her şey gün gibi ortada değil mi? Kurtuluş Savaşı’na, Çanakkale’ye ülkemizdeki ekalliyetlerden yüzde kaçı katılmıştır? Yüzde üç ya da dört. Peki tekkelerde semiren güya dindarlardan? Yüzde bir bile değil. Peki tekkede kurtuluşa yardım amaçlı bir şey üretilmiş mi? Ne gezer... Şimdi bunlardan bu iddialarıma inanan ya da Türklüğün köklerine bağlılık gösteren olur mu? Bu nedenledir ki, Türk Töresine uygun çok ciddi nüfus kütüklerimiz vardır, bir de İslam Peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa’nın soy kaydına dair. Türk Töresi’nden ayrılanlar ile Peygamber’in öğretilerine aykırı hareket edenler o kütüklere KIRMIZI kalem ile işlenmeye başlar. Kırmızıyı yiyen kayıt sonrası yazılanlar da artık kırmızı ile yazılırlar. Sen yüzlerce yıllık devlet ol ve daha dünkü devletler kadar nüfus kaydı tutama, buna kim inanır ki? Hani derler ya “Vukuatlı Nüfus Kaydı”, işte aslında budur. Yani soyunda kırmızı yiyenlerin de belirtildiği soy kütüğü kaydı. Şimdiki gibi kiminle evlendi, boşandı, çocuk kaydı falan değil sadece...”
Selanikliler, Yahudiler zırvaları çok can sıkıcı. Karşı devrimcilerin hayatı “Kurucu İrade” ve “Kurucu Heyet”e kin kusmakla, hakaretlerle geçiyor dediğimde çok daha farklı şeyler söyledi Anayurt’taki dost. Onları da bir sonraki yazımda aktarırım. 15 Nisan 2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder