30 Ekim 2025 Perşembe

                              DÜNYA DIŞI MEDENİYETLERLE İLK ANLAŞMAYI

BİZ TÜRKLER YAPMIŞ OLABİLİR MİYİZ? -2- 

Cumhuriyetin kuruluşunda ortada donanımlı Türk evladı bulmak mümkün müydü? Neredeyse mümkün değildi. Çok önemli bir hesaplama yöntemi vardır.

1. Askerlik çağı gelip askerden kaçanlar vardı, çık onları,

2. Askere gitmeye mecbur olup gidip, firar edenler vardı, onları da çık,

3. Askere gidip, askerden kaçamasa da cepheye gitmeden kaçanlar vardı, onları da çık,

4. Cepheye gidip, savaşa girmeden kaçanlar vardı, onları da çık,

5. Savaş başlayıp cepheden sıvışanlar vardı, onları da düş,

6. Savaşta şehit olanlar vardı, onları da düş,

7. Savaş bittikten sonra üreme kabiliyetini kaybedenler, onları da düş, 

Geriye kalanlar, yani ailesinde atasında bu ülke için kan vermiş, can vermiş olanların 1927 sayımlarına göre genel nüfusa oranı yüzde 9’du. 2000 yılı nüfus sayımlarında bu oran yüzde 13’e kadar doğum ve büyüme ile çıktıysa da Seferberlik Tetkik Kurulu’ndaki kayıtlara göre yüzde 6 lık bölümü kırmızı yemiş ve sadece yüzde 7 sağlam kalmıştır. 

Bu şartları düşünelim ve elde kalan bu ülkenin has evlatlarının okumuş olanlarının ciddi bir bölümü Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kaldığını da kabullenelim. Türk Silahlı Kuvvetleri gibi yaygın ağı olan Posta-Telefon-Telgraf işletmelerine de bu milli bakiyenin önemli bir bölümü yerleştirilmiş, geri kalan en düşük yüzdeler ise diğer alanlara yönlendirilmiştir. Tabii ki Türk Silahlı Kuvvetleri başat ve donanımlı güç olarak ülkedeki tüm bilimsel ve teknik gelişmelerle yeni ve temiz nesiller yetişmesi için gayret sarf etmiş, edebiyatçı, sanatçı, öğretim görevlisi, hakim-savcı, sporcu... yetiştirmek için didinmiştir. 

Bu gayretler hasım ülkelerin istihbari faaliyetleri ile gözlemlenip belirlenince bu damarı, milli ve dirençli kitleleri kurutmak adına Ordu /(Türk Silahlı Kuvvetleri) düşmanlığı körüklenmeye başlamıştır. Geniş kitleleri bu necaset çukuruna çekebilmek için kullanılacak en önemli unsur dindir. Hemen Ordu “Din Düşmanı” ilan edilmiştir. Bu koroya pek çoğunun uçkuru da yuları da İngiltere’nin elinde olan tarikatler ve cemaatler  hemen dahil edilmiş, bu konuda motive edilmiş ve cephe büyütülmüştür. Tabii ki aynı süreçte milli olamayan enternasyonelci komünistler ve benliğinden bi haber liboş solcular da koronun en önünde “aydınlar” olarak yer almışlardır.  

Büyük Britanya adı verilen şer imparatorluğu için Türkiye dışındaki İslami hareketler hiç de önemli değildir. Özellikle Araplardaki İslami hareketlerin neredeyse tamamı zaten onların sevk ve idaresindedir. Diğer Müslüman ülkelerdeki İslami hareketler ise Türk’ün sağlam mayası ve hamuru ile donatılı olmadığından kısır ya da güdüktür. Dolayısıyla Büyük Britanya’nın en büyük hedefi din eksenli alanda da Türklerdir. Özellikle Anadolu İslamı’na ruh veren bir şekilde Anadolu’ya gelen İran, Irak, Özbekistan, Türkistan gibi ülkelerdeki “Gönül erleri”nin öğreti ve uygulamaları ile şekillenen Anadolu Müslümanlığı ikincil hedef olmuştur. Anadolu Müslümanlığı önce İsrailiyata ardından da Emevi kültürü ile şekillenen “Müslümanlığa” boğularak  Arap Hayranı ve hatta köpeği durumunda bir “İslam” anlayışı yaygınlaştırılmıştır. Ve bütün bu kitlelerin ilk hedefi de Cumhuriyetin Kurucu Felsefesi, Kurucu İradesi, Kurucu Güçleri olmuştur. 

Büyük Britanya’nın hiç affetmediği ve asla affedemeyeceği Kurucu İrade, Kurucu Felsefe ve Kurucu Güçlerin merkezine Mustafa Kemal Atatürk oturtulmuş ve O’na da “Selanikli” yaftası yapıştırılmıştır. 

Bugün İsrail Devleti’nin yerleştiği Filistin’in kapılarını açan Balfour Deklerasyonu’nun müellifi Büyük Britanya değil midir? Siyonizm, Büyük Britanya’nın besleyip büyüttüğü veled-i zinası değil midir? İsrail’in Filistin’e yerleştirilmesi ve muhtemelen 2000’li yılların ilk çeyreğinde çevresine hatta Dünya’ya kan kusturacak ama nihayetinde 2030’lu yılların başında yok edilecek o pislik yapı Türkiye’nin önünü kesmek için değil midir? 

Evanjelikler’in dayandığı ilkelerin temelini Eski Ahid olarak da söylenegelen Tanah, Tanah’ın içindeki Tesniye, açan sözde kutsal metin değil mi? Siyonistler ve Evanjelikler “Tanrıyı son savaşa zorlamak” konusunda ortak çalışmıyorlar mı? Peki böyle bir savaşın kazanılması için Türk Milleti’nin moral değerlerine saldırmak için hangi hedeflere öncelik verilmeli ve hangi kesimler kullanılmalıdır? 

Açıkça ifade etmek gerekirse Türk Silahlı Kuvvetleri artık eski Türk Silahlı Kuvvetleri değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta ve işletme gücünü sağlayan subay ve astsubay sınıflarının soy araştırması artık eskisi gibi yapılamamaktadır. Bu sorun aslında İsmet İnönü’nün 150likleri affı ile başlayan sürecin bir sonucudur. "Karşı Devrim"'in kapıları İnönü tarafından açılmıştır. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki bozulma sürecinin günahı sadece Demokrat Parti dönemine yıkılamaz. Atatürk’ün altı ilkesini çıkarıp bir kenara atan CHP de gırtlağa kadar bu sürecin içindedir. Bozulmaların ve kopmaların sonucu oluşan yeni nesil ordu mensupları 1960’lı yılların ilk yıllarından itibaren Ordu’nun tepelerine hakim olmaya başlamışlardır. Bu konularda daha çok şeyler söylenebilir ama sanırım önemli bazı noktaları belirtmek yeterli olacaktır.”  

Nereden başladık, nerelere geldik dostum. Aslında sürekli gözümüzün önünde olmasına rağmen bir araya getiremediğimiz pek çok hususu toparlamış oldun. Görüntü çok netleşti. İhanetler ve hainler sürecine biraz daha ayrıntılı girersek nelerle karşılaşırız? Bir de 2000’li yılların ilk çeyreği ve 2030lu yılların başı derken nasıl bir öngörün var, o konularda ne dersin? 15 Nisan 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

                                                  KORKULARLA HÜKMETMEK VE KORKULARI KÖRÜKLEMEK -V-   Marika Demir Notu: Cem , her demde ve d...