4 Kasım 2025 Salı

                                                  UÇUK DENİLEN SOHBETLER -I- 

Marika Demir Notu: Bu seri de yayınlanmamış, muhtemelen de yayınlanmayacak metinlerden biri. Ancak, bilinenden farklı bakış açısı var. Okudukça Cem’e ve Anayurt’taki dostuna “dinsiz” denilebileceğini de düşünmeden edemedim. 

Anayurt’taki dostum ile yapmış olduğumuz başı ve sonu sınırsız sohbetler oldukça zevkli geçer. Doyumsuz sohbetler, derinlere dalan anlatılar ve “kalıpçı anlatılar”a karşı yorumlarımız... Bu konuşmalarımızı dostlarımızla paylaştığımızda en hafif tepki “sizi gidi komplocular”; ortalama tepki ise “Uçuk takılıyorsunuz” şeklinde olur. 

DECCAL-MEHDİ KONUSU 

Anayurt’taki dostum: 

“Şu DECCAL ile MEHDİ konusu var ya, çok ciddiye alıyorum ve diyorum ki özellikle bu konu yoğun israilliyat baskısı/örtüsü altında. Kur’an da her ikisinden de direkt olarak bahsedilmez ama olayları kişiselleştirmek istersek aynı kavramları kullanabiliriz. (Hıristiyanlık ve Musevilik etkilerinin bileşimi) Tabii ki Deccal ve Mehdi kavramları aklıma gelir gelmez aklıma ilk gelen sure KEHF. 

Ben, kendini “İslam Alimi”-”Ulema ilan edenlere “Kehf” Suresi’ni bana anlatmalarını söylerim. Yüz kişiden ya bir ya da iki kişi aklı başında şeyler söylerler. Geri kalan soytarı, sahtekar... Onlara soruyorum, Arapça bilir misin? Çoğu bilmiyor. Arapça bilenlere de diyorum ki Kur’an Meali ya da Tefsiri için, Aramice’yi de bilmen gerektiğini biliyor musun? El cevap; çoğundan “O da neden ki”. Bilmiyorlar ki Peygamber dönemi ve sonrasında Kur’an’ın yazılı metne aktarılması döneminde Arapça’ya Aramice’nin hakim olduğunu ve Aramice’nin çok zengin bir dil olduğunu, bir kelimenin zaman zaman yüzlerce anlamı olabileceğini -cümlede kullanıldığı yere, hangi kelimeden önce ya da sonra geldiğine, bir önceki cümleye göre anlam aldığı- bilmiyorlar. Bildikleri “Allah adına, Kur’an adına” sahtekarlık yapmak...” 

Gerçekler çok acımasız dost, şu söylediklerinden bazıları bana bile yabancı geliyor. Peki “Kehf” Suresi ile Deccal-Mehdi ilişkisine dönersek... Şimdi ben bu konuştuklarımızı bir başka yerde aktarsam bize yine “yaratık” gözü ile bakacaklar... 

“Kim neye nasıl bakarsa baksın, biz gerçeğin peşindeyiz, biz sorguluyoruz ve biz bundan sorguya çekileceğiz. Hatta çekiliyoruz da. Hemen herkes bir “Kurtarıcı” peşinde, bir şey yapmadan-yapamadan kurtarıcı beklemek... Kimi Mehdi’yi, kimi “Derin Devlet”i, kimi de “Sarı saçlı, mavi gözlü”nün geri gelmesini... Hiç biri düşünmüyor ki kendini kurtarmaya azmin ve kararın yoksa sana kim ne yapsın? Sen insansın, hayvanların bile kendi şartlarında kendini kurtarma azim ve gayreti varken, sen...  Tüm bunlar israilliyatın bu insanların iliklerine kadar işlemiş olması nedeniyle yaşanıyor, bu gidişle yaşanacak da. 

Ne idüğü belirsiz “dindar” taife hala “Deccal”i bekliyor, o gelsin ki sonra da Mehdi zuhur etsin. Ey zavallılar Deccal çokta geldi, insanlığın başına çöreklendi. Deccal ve Deccalizm öylesine çalışıyor ki, karşıt yapı 2000 yılında Dünya nüfusunda sıçrama yapacak kadar, güç oluşturmak için çok özel yaratıkları Dünya’ya getirdi. Biz altıncı kuşağız, bunun bile farkında değiller ve altıncı kuşak gereğini yapmazsa haşrolamadan yok olacak. Peki Kur’an’da “Mehdi” var mı? Özellikle İslam Alemi’ni dirençsizliğe ve kaderciliğe mahkum etmek isteyenler var diyor, olmadık ayetlere olmadık yüklemeler yapıyorlar. Bunu yaparken de şirke girdiklerinin farkında bile değiller.   

Kehf Suresi’nde aslında bunlar anlatılıyor, Güneşin doğduğu ve oradaki kitlenin Güneş’in ışınlarından korumasız olduğu yer acaba altıncı kuşağın başlangıcı mı? Güneş’in battığı balçık acaba altıncı kuşağın sonu mu? Oradan Zülkarneyn vasıtası ile kurtarılacak olanlar acaba helak olacaklar arasından yedinci kuşağa geçecek olanlar mı? Yani, Cennet’e yükseltilecek olanlar mı? 

“Kehf” kelimesinin anlamı konusunda bile aklı başında açıklama yapanlar neredeyse yok gibi. “Kehf” mağara da olabilir, ama daha çok insan eliyle yapılmış bir odadan-kabinden-kapsülden bahsetmek daha doğru olmaz mı? Uyurlardan bahseder ve der ki gözleri de açık olmasına rağmen... Kapsülün içinde bir koruyucu teçhizatla bir kuşaktan bir başka kuşağa geçiş anlatılıyor olabilir mi? Köpekten söz ediyor, ama köpeğin ayaklarını çok farklı tanımlıyor. “Öne uzanmış biçimde” derken sanki gözümüzün önündeki bir tarihi eserden bahsediyor olabilir mi? Yani çevresindeki sırları ve değerleri koruyan bir yerden, bir eserden... Neden uyutuldular, uyutuldular mı yoksa başka bir kuşağa mı geçirildiler. Uyurlar iki guruptan oluşuyor, bir gurup bilim elemanları muhtemelen matematikçi, diğer gurup ise saf temiz gençler. 

“Mehdi”” deyince aklıma; A’raf Suresi 155İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helâk eder misin, Allah’ım?” Ayetine Mehmet Akif ERSOY

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
'Yandık! 'diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!...

İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!

Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!

mısralarının sanki boşuna yazmış gibi...”

Şimdi bir bakıma bu büyük bir iddia değil mi? Deccal’in çoktan geldiği ve yaşıyor olduğu? Tamam, Dünya ya da Dünya’da yaşayanlar bir kuşaktan başka bir kuşağa geçiyor olabilirler. Yaşadığımız kuşak da altıncı kuşak olabilir. Peki nereye gidiyoruz? Bu kuşağın sonu mu geldi?

Melhame-i Kübra’da başat mel’un güç İsrail. İsrail, tüm saldırılarını sapkın ve “kutsal”lık izafe ettiği metinlere uygun olarak planlamıyor mu, icra etmiyor mu? Onlar, bir zamanı bekliyor olamazlar mı?  Deccal adı verilen güç acaba İsrail’i Deccalizm’in silahı olarak kullanıyor olamaz mı? Her ne olursa olsun, İsrail seksen yıllık zulm sürecini 2028 yılında tamamlayacak. Dört yıl öncesinden dört yıl sonrasına kadar zulmü zirve yapacak olmalı. Yani 2024-2032 arası. Kuvvetle muhtemeldir ki insanlık, doğa ve hatta Tanrı düşmanı Siyonizm’in sonu 2030-2032 yılları arasında gelecektir. 2024’ten itibaren Siyonizm’in maşası İsrail Ön Asya’yı kana, baruta, ölüme bulayacaktır.  

Hatırlarsın elbet, “Marduk’tan söz edildi, Nibiru gezegeninden ve Dünya’nın yakınından geçince her şeyin biteceğinden. 2007-2008 gibi. Sonra da bir başka söylem dolaşmaya başladı Maya Takvimi 2012’de bitiyor, Dünya’nın sonu geldi diye...  

Soruyorum Melhame-i Kübra-Armageddon yaşandı mı? Görüntüde ve bilinen, izafe edilen anlamı ile hayır. Ancak, savaş sadece askeri araç ve güçle mi yapılır? San’at, edebiyat, ekonomi, sosyal, psikolojik, sosyolojik, bilim, tarım-hayvancılık, tıp alanları da savaşa dahil olamaz mı? Peki, bu yapıların uçkuru kimin, kimlerin hangi gücün elinde? Siyonizmin değil mi? Peki İslam Dünyası bu gücün karşısında halihazırda önde ya da galip mi? Buna “Evet” diyebilecek birileri çıkar mı ortaya? Çıksa çıksa, Birleşik Krallığın gözde ajanı “Şerif Hüseyin” gibi biri çıkar, inanmadığı ama kendine öğretileni söylemekle memur zavallı biri.

Armageddon’u ise altıncı kuşağın bitişi, yedinci kuşağın başlangıcı olacak diye düşünüyorum. Armageddon’dan sonra kalacakların içindeki insan gibi insanlar eminim Zülkarneyn tarafından yedinci kuşağa taşınacaktır.”

Ne desem bilemiyorum, aklım biraz karıştı biraz da duruldu. Kutsal metinler, kadim tarihi belgeler dikkate alınmadan süreci izah etmek mümkün olmuyor. Biraz daha derine dalmamız gerek dost. Olabildiğince derine...

Asım Cem YAREN  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

                                                  KORKULARLA HÜKMETMEK VE KORKULARI KÖRÜKLEMEK -V-   Marika Demir Notu: Cem , her demde ve d...