23 Ekim 2025 Perşembe

                                  “ENERJİ, FREKANS, TİTREŞİM” TESLA 

Marika Demir Notu: Cem bu yazının yayınlanmadığını, yayınlanmasının da erken olabileceğini not düşmüş altına. Cem’in son yazısı ile bağlantılı olabileceğini düşünerek yayınlamak istedim. Yazılarını okurken de toparlarken de, değerlendirirken de oradan oraya savruluyorum. 

Bir şeylerin farkına varabilmek için canlı-cansız ayrımı yapmaksızın başka bir teze kulak vermek gerekir. Tesla’nın yaşam için “Enerji-Frekans ve Titreşim” tezine. Tesla bunu doğrulamış, üzeri kapatılmış pek çok bilimsel gerçeği ve buluşu tekrar insanlığa kazandırmış bir bilim insanı. İnsanların mutluluğu, huzuru ve gerçekler için çalıştığından da kuvvetle muhtemeldir ki “infaz” edilmiştir. 

Geçenlerde bir bilimsel çalışmanın sonuçları yayınlandı. İnsanların bir kez dahi yaklaşıp yanında iyi sözler söyledi bitkiler, ağaçlar yaklaşık 30 km. lik bir alanda o insanın başına gelen iyi ya da kötü şeyleri algılayabiliyorlarmış. Çevremdeki bazıları “Yok daha neler...” dediler ama bana hiç garip gelmedi. Çünkü her şeyin olduğu gibi onların da enerjileri var, onlar da titreşiyor ve bunu belli frekanslarda gerçekleştiriyorlar. 

Cansız, bir işe yaramaz dediğimiz saç, kıl, tırnak atıklarımızın kilometrelerce öteden bizim gibi titreştiği, bizim hissettiklerimizi hissettikleri de bilimsel olarak kanıtlanmış. Saç, kıl, tırnak... Nasıl olur da bunlar gerçekleşir diyenlere de cevap verilmiş; onlar sizin titreşiminize sahip ve sizinle aynı DNA’dan. 

Her şey bir yana ya Dünyamız? O’nun da bir enerjisi, titreşimi ve frekansı var. Ve sanırım o enerjisini de insanlardan alıyor, muhtemelen insan kanından ve canından. Garip ve can yakıcı gelebilir ama sanki durum böyle. Ve Dünya nüfusu arttıkça, bizler Dünya’yı kirlettikçe Dünya’nın enerjisi de düşüyor; enerjiye ihtiyacı oluyor. Kendince yapabilecekleri var en azından depremler, seller, fırtınalar, kasırgalar... Ama onlarla yitirilen canlar Dünya’nın enerji ihtiyacını karşılamıyor. Bu durumda Dünya başka arayışlara giriyor. Frekans uyumu ararken de Küresel Çete’nin alanına giriyor. Enerji, titreşim birleşimi ile ortaya çıkan yeni frekans ise savaşları, çatışmaları, ölümcül eylemleri tetikliyor gibi geliyor bana. Ve bütün bunlar Dünya’nın enerji ihtiyacını karşılamaya yetmeyince de en ciddi operasyonu başlatıyor. Kutup kayması sonucu kutupların yer değiştirmesini. Her bir milyon yılda en az bir, en çok yirmi altı kez kutuplar değişiyor. En son değişimin yaklaşık yedi yüz seksen bin yıl önce gerçekleştiği iddia ediliyor. Değişen aslında manyetik kutuplar, coğrafi kutuplar değil. Yani manyetik kutuplar değiştiğinde Güneş Batı’dan doğmayacak. Ancak unutulmaması gereken bir başka konu Ay ile Dünya Manyetik Kutbu arasındaki bağlantının, etkilenmenin büyüklüğü ve şiddeti. Bazı gelişmeler Dünya’nın kendini koruma refleksi ise ve bu koruma refleksi insanların Dünya’yı kirletmelerini engelleyecek gelişmeler ise bunun kumanda merkezi nerede? Bu süreçte yer altı şehirleri, sığınakları insanları ne kadar koruyabilir? Ki o sığınaklara öncelikle Dünya’yı kirleten zihniyete sahip sapkınlar girmeyecekler mi? Doğaya sahip çıkan, doğaya saygılı olanlar mı bu hercümerc içinde yok olup gidecek? Durum buysa bu iddialarımın hepsi yanlış olmalı. 

ÖKSÜZ VE YETİMLERİN

KALPLERİNDEKİ VE GÖZLERİNDEKİ KORKU ALINIR 

Derler ki zalim korkaktır, her şeyden korkar; zulmünün bitmesi onun da sonu olduğundan daha çok zulüm onun gıdasıdır. Bu durumda zalim/zalimler gün geçtikçe daha çok zalimleşmek zorundadır. Zalim, zulmünün devam edememesi korkusu içinde kıvranır, zalim olmayanlar ise korkusuzdur. Onların belki çaresizlikten belki kaybedecekleri çok fazla bir dünyalıkları olmadığından ve en son değerlendirmede inançlarından dolayı korkuları ya yoktur ya da azdır. Atalar der ki “Yetim ve öksüzün yüreğinden korku alınır.” Neden? Doğru mu? Theodor Herzl 1897’de Basel’de 1nci Siyonist Kongreyi topladıktan sonra akşam oteline döndüğünde günlüğüne bir not yazar: “Bugün, elli yıl içinde kurulacak bir İsrail Devleti’nin temelinin atıldığını söylesem, kimse bana inanmazdı.” İmza hanesinde ise “Sokak çocuklarının başbuğusu” Ve yazdığı 51 yıl sonra gerçekleşir. Peki Theodor Herzl neden kendini “Sokak çocuklarının başbuğusu” ilan etmiştir? Onların çocuğunun öksüz/yetim olmasından olabilir mi? 

Bu durum ciddi bir hedef olabilir. Örnek olarak bu oluşumu ülkemizde denemek isteyenlerin en başı muhtemelen İ.Melih’ti ama bazı insani güçler ya da rahmani güçler buna müsaade etmediler. O da sokak çocukları ile bir örgütlenme peşindeydi. Gerçekleştiremedi ya da gerçekleşmesine müsaade edilmedi. Bu çabanın en önemli adımı Glocal Forum’du (2006). Ankara’da İ.Melih tezgahı ile toplandı. O Forum’da çok ciddi kararlar alındı, bu kararlar hala Türkiye’nin canına okuyor, sosyal yaşamımız çok ciddi yaralar alıyor. Ancak o kararların askerleri oluşturulamadı. O kararları sadece hırsız, uğursuz, ahlaksız, soysuz, onursuz yaratıklar bedeli mukabili uygulamaya çalışıyorlar. 

KEHF SURESİ 

Din alimi geçinenlere temelde sorduğum ilk soru hep Kehf Suresi’dir. O’nun mealini bana tefsire yakın bir içerikte anlatmalarını isterim. Daha bu testten geçen -ki onlarca kişiye sordum- “Din alimi” sayısı bir elin parmak sayısını geçemedi. Özellikle 89ncu Ayet ve sonrasını sorarım onlara. Cevap veremezler. Zülkarneyn Peygamber değilse nedir derim, “Dön baba döneli” misali kıvırtırlar da kıvırtırlar, sonunda hemen hepsinin birleştiği nokta; “Anlatsak da anlamak zordur.” muhabbeti ile biter ve o an İslami açıdan şirk koşmuş olurlar. Çünkü Yaradan diyor ki Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur'an yaptık-Kur’an yoldan çıkmış, insanlıktan uzaklaşmış Arap kavmine indirildiği için Arapça’dır, okusunlar ve anlasınlar diye.- 

Kehf suresinde Zülkarneyn balçığa batmakta olan kafirleri görür ve onları davet eder, bir kısmı bu davete icabet eder, bu arada Zülkarneyn’in bilgisi olmadan “sebep” adıyla anılan taşıtına orada batmakta olan kafirlerden birileri daha binerler. Bunların sayısının beş olduğu söylenir. Kimler mi? Derin tasavvuf ehli bunların kimler olabileceğini ifade ederler. Ama hiç biri, bunların içinde Tesla’nın da olduğunu ifade etmez. Kimler olduğu şimdilik bende kalsın diyelim. Ancak bunlar Dünya’ca tanınmış, anası-babası belli olmayan ya da şaibeli olanlardır. 

Şu ana kadar yazdıklarımın karşılığında sizlere iki film adı vermek istiyorum “Matrix” ve “Godzilla”. Malum, “kefereler” biz “Müslümanlar”dan daha çok Kur’an’a hakimdirler ve çözümlemedikleri hiç bir konuda film yapmazlar. Filmi yapılan konunun da gerçekleşmesi halinde neleri yapacaklarını belirlemişlerdir.   

Şimdi bazı okurlarım “Bu nasıl bir yazı, uçtun mu ne?” diyebilirler. Hayır uçmadım. Sadece bu yazıyı, Ankara Selanik Caddesi’nde kot pantolonu yırtık pırtık, kulağında küpesi, ağzında sakızı olan ve Dünya’yı iplemeyen bir delikanlı ile uzun soluklu bir sohbet sonrası kaleme aldım. Pek çoğumuzun dönüp bakmayacağı, baksa da küçümsemek için bakacağı “zamane” genci beni adeta astral seyahate çıkarıp sonra da yer yüzüne serbest düşüşe bıraktıktan sonra... 21 Mayıs 2008

 

Cem Asım YAREN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

                                                  KORKULARLA HÜKMETMEK VE KORKULARI KÖRÜKLEMEK -V-   Marika Demir Notu: Cem , her demde ve d...