11 Kasım 2025 Salı

            KORKULARLA HÜKMETMEK VE KORKULARI KÖRÜKLEMEK -I- 

Marika Demir Notu: Cem bu yazısının altına şu notu düşmüş. “Nur Risaleleri”ni okumak ve anlamak istedim, anlayamadım. Okumakta dahi zorlandım. Sonra bana dediler ki "bizden biri anlatırsa anlarsın". İşte orada durdum ve Anayurt’taki dostuma bunu ilettiğim bir sohbetin sonunda, başka bir sohbet alanına geçtik.” Ancak ben bu yazıyı bu günlerde neden yayınlamak istedim: -ki Cem bu yazının altına yayınlatmayacağını yazmış olmasına rağmen- bana sanki günümüzde yaşanan 3I ATLAS gök cisminin ne olabileceğine ışık tutacağı düşüncesiyle konular arasına giriverdim. 3I ATLAS korkusu, tedirginliği, yalanları...

 

Konuşuyoruz Anayurt’taki dostum ile ciddi ve farklı yaklaşımları var. Ve her daim diyor ki;

“Altıncı kuşaktan, yedinci kuşağa geçişte “korkuya” hükmeden yani “korkmaktan-korkutulmaktan” korkmayan başarılı olacak. İnananlar için Tanrı, inanmayanlar için doğa; yani bu sistemi kuran irade ve güç yarattıklarının/yapılandırdıklarının içinden birileri elbette diğerlerinin ya da kendi gibi düşünmeyenlerin üzerinde tahakküm kurmaya kalkacak. Bu durumda, aynı cevherden yaratılanların/yapılandırılanların birbirlerinden korkmalarına, çekinmelerine ne gerek var? İlahi düzen ya da temel düzen bunu gerektiriyor. Ama bugün bakıyoruz ki kendimi Müslüman olarak nitelendirenler de etrafa korku saçıyorlar. Hem de “şirk”sayılacak bir korkuyu... Allah yakar, Allah’ın gazabına uğrarsın, Allah kızar. Bunun neresi şirk denirse, Allah’ı insani vasıflar ile tanımlamak ne kadar doğru? Allah yaratıldı mı ki insani vasıfları söz konusu olsun? Benim bildiğim ve inandığım doğru tek; ya Allah’tan korkan biri olursun ya da Allah’ın sevgisini yitirmekten korkan biri. Ben Yaradan’ın sevgisini kaybetmekten korkanlardanım. Diyeceksin ki “sevmek” “sevgi” de insani vasıflar, “muhabbet” de diyebiliriz ama o da “”insani bir nitelik. Kısaca işin içinden çıkılmıyor değil mi? Soruyorum, anne sevgisi, anne şefkatinin kaynağı Yaradan ise öyleyse “Allah yakar” ne demek? Annelerdeki şefkat, sevgi Yaradan’ın şefkat ya da sevgisinin kaçta kaçıdır? Daha doğrusu Yaradan’ın insanlara bahşettiği şefkat ve sevgi, tüm şefkatin, sevginin kaçta kaçıdır. Tasavvufa göre, Tanrı kendi güzelliklerini görmek için kainatı yarattıysa, şefkat de, sevgi de güzelliklerinden değil mi? Hangi anne hata yaptı diye evladını yakar ki şefkat ve sevginin asli kaynağı Yaradan yarattığını yaksın? 

Bu günlerin insanları Kur’an da yeri olmayan Deccal arıyorlarsa, “korku”yu yaymaya çalışanların arasına ya da tepelerine bakmaları gerekir. İnsanları Yaradan’dan daha fazla yönetmek isteyen dini aracılar, anlaşılmazlığı da korkuyu da sermaye olarak kullanmakta oldukça ustalar. 

İnsanlık yani altıncı Adem’in çocukları ve beşinci Adem döneminden altıncı Adem kuşağına kalanlar, yedinci Adem kuşağına geçmeden önce “Deccaliyet” insanlar üzerinde korkular yaratmak zorunda; travmalar yaratmak zorunda ki insanlar insanlıktan çıksınlar. Ekonomik korkular, can korkuları, sağlık korkuları, cin korkuları, zombi korkuları, uzaylı korkuları, susuzluk korkuları, gıda korkuları, kirli hava korkuları, iklim korkuları... Ki isanları birer köle haline getirebilsinler ve onları insani vasıflardan uzaklaştırsınlar. Korkuları yaratarak, insanları gönüllü olarak köleliğe razı etmek. Bu durumda rezilleşen insanlığın içinden sıyrılarak kendileri yedinci kuşağa geçebilsinler. Ya da -kendilerince- Tanrı’ya karşı üstünlük taslayabilsinler. Tabii ki onlar da bizdeki sahtekar dinciler gibi Tanrı’yı aldatabileceklerini düşünerek ya da sanarak yapıyorlar bunları. Evanjelik akımın temelinde bu vardır; Tanah’ın ilk bölümü Tora’ya -Torah- iman eden Musevilerle birlikte hareket ederek Tanrı’yı kıyamete zorlamak.” Bu nedenledir ki İslam Dünyası’nda İsrailliyat hep beslenir ve güçlendirilir ki İslam Alemi de sapkın Musevi ve Hıristiyanların hükmüne girsinler. Hoş, zaten İslam Dünya’sı kendi sehpasını çoktan kurmuş, İsrailliyat’tan daha güçlü bir akımla yaşıyor; Emevilik, Emevilik sapkınlığı.” 

Bu kadar basit ve kolay mı dost? Yani onların düşünceleri bu kadar sığ mı? Böyle bir yaklaşımın ne Musevilikte, ne Hıristiyanlıkta ne de İslam’da kabul görmesi mümkün değil ki? 

“Haklısın, ancak insan olduğunu iddia eden bu yaratıklar taifesi sınır tanımıyorlar ki... Mesela büyücüler vardır ya bizde, genelde çok dindar olduğunu iddia edenlerin oldukça ilgi gösterdikleri. Diyorlar ki, madem Kur’an bir bütün ve eşşiz bir manzume öyleyse onu tersten okuyalım ve Tanrı’yı bize hizmete zorlayalım. Hatta bazıları Kur’anı foseptiğe atarak onun üzerinden Tanrı’ya karşı üstünlük sağlamaya çalışıyorlar. Sakın garibine gitmesin, bunu yapanlara şahit olanlar var yakınlarımda. Ve bu kişilerin büyülerinin daha çok tuttuğunu iddia edenler. Ya da en basitinden sayılarla Tanrı’ya yaklaşma histerisi kaplamış durumda İslam Dünyası’nı, özellikle de Türkiye’yi; zikirmatik “Müslümanlığı”. 

Öylesine büyük bir sapkınlık içinde ki insan görünümlü yaratıklar; Tanrı’nın “Okuyup da anlayasınız diye gönderdik” dediği Kur’anı Türkçe’ye çevirmeye karşılar. Diyorlar ki “Olmazzzz, anlamı yok olur.” Halbuki Kur’an anlamdır; anlamı yok olur demek Kur’anı reddetmektir, onun Tanrı’nın kelamı olduğunu reddetmektir. Düşünsene, İslam’da ruhban sınıfı yok diyorlar ama bazı soruları sorduğunda “Sen anlayamazsın ya da yanlış anlarsın” diyerek insanlarla Tanrı arasına girmek... Ya da birileri anlatmadan ayetleri anlayamayacağın hale getirecek bir dil kullanmak. Mananın zamana göre anlaşılacağını reddeden de bunlar. Münkir ve Nekir, ne yapıyorlardı? Sevapları ve günahları yazmıyorlar mıydı? Bir zamanlar meleklerin bunları kalem kağıtla yazdıkları düşünülebiliyordu, gün geldi hard disklere kaydedildiği düşünülmeye başlandı, ama Tesla dedi ki frekans, titresim ve enerji. Yani “Kubbede kalan hoş sada” “Enerjinin sakınımı kanunu”... 

Daha önce de dile getirmiştim hatırlarsın, bizim ülkemizde “Mehdi” bekleyenler, “Derin Devlet”ten medet  umanlar, “Sarı saçlım, mavi gözlüm” çığıranlara bir başka beklentiyi de eklemek zorundayız; “UFO” tapıcıları ve “UFO”lardan kurtarıcı geleceğini umanlar. “UFO”ları “öcü” olarak görenleri de bu gurupta sayabiliriz. Elbette, Dünya dışı varlıkların içinde de hırlısı var, hırsızı var. Ancak, onlar bizi esir etmeyi, yok etmeyi düşünselerdi bu güne kadar çoktan yaparlardı; ya da bizim İLLET gibi yağmacı olsalardı... Biz DNA’ları ile oynanmış bir kuşağız, belki onlardan mükemmel yönlerimiz DNA örgülerimiz var ya da onlardan kötü DNA yapılarımız. Her ne olursa olsun, onlar Dünya’daki varlıklardan vaz geçemezler, yağmacı da değiller. Hatta özellikle yüksek ivme ile bir teknolojik gelişim oluşturabilmek amacıyla “duygusal”lığı bir kenara ittikleri, daha sonra da bundan pişman oldukları ama duygusallığa bir daha kavuşamadıkları, bu eksikliği giderebilmek amacıyla biz Dünyalılar’ın yaşamasına izin verdikleri, bizi yaşatmak için çaba gösterdikleri bile söz konusu olabilir. Çünkü kendi DNA’larını yeni baştan programlamaya çalışsalar da muhtemelen başaramıyorlar ve DNA’larındaki duygusallığı barındırdıklarının farkında bile olmayan biz Dünyalılar’ı belki de bu yüzden koruyor, kolluyor, toptan yok etmiyorlar. 

Tabii ki “korku” ile biz Dünyalıları dizginlemek, hizaya sokmak  isteyen içimizdeki “seçilmiş” yaratıkların vicdanları, vefaları, yürekleri olmadığından “korku”yu tırmandırmak için sahte fotoğraflar, görüntüler, “bulgular” üretebilirler. İçimizdekilerin bu yaptıklarını izleyen Dünya dışı varlıklar da bizi daha iyi analiz edebilmek adına içimizde, dışımızda, çevremizde her yerde “sonda”lar kullanabilirler. 

Yine daha önce de dile getirdiğim gibi Dünya Dışı varlıklarla ilk anlaşmayı yapan Türkler, bu anlaşmaya sürekli sadık kalmış ve bunun sonucunda da hükmettikleri hemen her yerde kimseye zulmetmemiş, köle olarak kullanmamışlar; Eisenhower ile yapıldığı iddia edilen son anlaşmanın tarihi 1953 yılı olarak zikredilir ama ABD o tarihlerde sürekli nükleer güç denemeleri yapmış ve hasımlarını yada yandaşlarını azdırmak suretiyle onları da bu yola sürüklemiştir. Nükleer güç konusu sadece Dünya dışı varlıklar için değil, “İç Dünya”da yer aldığı iddia edilen varlıklar için de büyük bir tehdittir. Tabii ki yapıldığı iddia edilen anlaşma sadece nükleer gücün sınırlandırılması mümkünse yok edilmesi olmasa gerekir. Biyolojik, kimyasal silahların varlığı da büyük bir tehdittir.” 

Ya dostum bu sohbeti yazıya döktüğümde bize yine “uçmuşsunuz” ya da “kompleci”ler diyecekler; “komple” ne demekse... Anladığım kadarıyla Dünya’yı yönetecek maddi güçleri ellerinde bulunduran güçlerin aslında insanlık üzerinde ciddi rezil oyunlarından vaz geçmeyeceklerini, geri adım atmayacaklarını söylemeye gayret ediyorsun. Bu nedenle de her türlü tezgahı kuracaklarını hatta gerekirse sahte “Uzaylı istilası” tezgahı kıracaklarını iddia ediyor gibisin.

Devam edecek.  

 

Cem Asım Yaren

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

                                                  KORKULARLA HÜKMETMEK VE KORKULARI KÖRÜKLEMEK -V-   Marika Demir Notu: Cem , her demde ve d...