13 Kasım 2025 Perşembe

            KORKULARLA HÜKMETMEK VE KORKULARI KÖRÜKLEMEK -II- 

Marika Demir Notu: Bu konuyu her okudukça Cem’in beni ve ailemi korkusuzca kabullenmesi ve hatta bize ikinci bir ufuk açmasının ilk adımlarını hatırlıyorum. 12 Eylül sonrası rejim ve rejime uşaklık edenler nedeniyle gayrimenkullerimize, menkullerimize el konulmuştu. Ne de olsa Gayr-i Müslim’dik. Bir anda kendimizi -ben-annem-babam- sokakta bulmuştuk. Arnavutköy, sahilde bank üzerinde oturuyor ve etrafa korku dolu gözlerle bakıyorduk. Önümüzde valizlerimiz... Üzerimizdeki paralar ile en fazla bir kaç gün bir yere sığınabilirdik ama başka bir korkumuz daha vardı, acaba bizi oradan da attırırlar mı? Ve Cem geldi yanımıza... Zorlaya zorlaya ikna etti bizi ve evine götürdü. Evde bir Türk ablamız vardı. Cem’e de ablalık yapan bir abla... Ve işte, hiç bir şeyden korkmayan bir adamla bu günlere kadar geldik. Bir gün o günleri size ben yazarım. Belki Cem o günleri de bir yerlere yazmıştır....

 

“Cem, sırların başında korku var. Korku, bu pislik Küresel Çete’nin en büyük ve güçlü silahı. Korku iklimi yaratıp, medya ile bu iklimi körükleyip, ülkelerin iktidarından-muhalefetinden satın aldıkları ya da şantajla hükmettikleri vasıtasıyla sürdürerek, tırmandırarak insanları gönüllü olarak pis amaçlarına razı etmek üzerine kurulu bir sistem. 

Kuş gribini hatırlayalım, 2005 yılı, sonra hemen her yıl. Ancak 2005 çok ciddi. Kuş Gribi korkusu öylesine pompalandı ki Anadolu’ya özgü kanatlı neslini kendi ellerimizle kuruttuk. Ne de büyük iştahla itlaf etmişti bürokratlar ve emirlerindekiler o yavruları, değil mi? O kanatlıların sahipleri kendi elleri ile teslim etmedi mi onları... Ne de olsa “Devlet” öyle istemişti. Bilmiyorlardı ki o emri veren devlet değil, devlet yönetimindekileri yöneten Küresel Çeteydi... 

Sadece o mu, hemen her sene patlayan şap hastalıkları ile büyükbaş itlafları... Gidişat, Küresel Çete’nin tezgahında mal olmak...  Hormonlu kanatlılar, hormonlu ve çoğu hastalıklı ithal büyükbaşlar... Ardından, büyükbaş etinin neredeyse karaborsaya düşürülmesi... Hele bir de ülkenin başında bu işbirlikçi iktidarın hükmünde... 

Sen de hatırlarsın bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde kasaplarda ortada sığır, dana neredeyse hiç yoktu. Kasap çengellerinde koyun keçi asılır ve hoş görüntü yaratmak için bunların popo kısımlarına uçuk pembe, uçuk mavi pelur kağıt sokulur, ucu da dışarıda bırakılırdı. Sonra dana eti sağlıklı dendi, çünkü ABD FDA (Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi) böyle emretmişti çok bilmiş “bilim insanları”mıza... 

Korkuyu gün geçtikçe tırmandıracaklar, sonunda ailede bireyleri birbirlerine ihbar ettirecekler, hatta katlettirecekler. Sakın bana, olur mu öyle şey deme... Olacak. Olmaması için aslımıza dönmemiz ve başımızdaki bu işbirlikçileri alaşağı edip, yargılayıp ibretlik cezalar vermemiz gerekir. Bunu yapmazsak öylesine büyük bir menfaat gurubu oluşacak ki... Bir yerden sonra bizler onlara bir şey yapamayacak hale geleceğiz. Aynen Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde belirttiği gibi ülkenin tüm hayat damarlarını işgal edecekler, ettirecekler. Ne kuvvetler ayrılığı kalacak ne hukuk ne de laiklik... Malum, mallar derler ya Cumhuriyetin temeli-çimentosu laikliktir diye, değil ! Cumhuriyetin temeli, çimentosu hukuktur, hukuk... Hukuk varsa laiklik de olur. Bu nedenle önce hukuka saldıracaklar. Neden mi? Onların aklı buna yeter mi? Asla, onlar ellerine verilen “eseri” oynayacaklar. Sonra... Nihayetinde 15-20 yıl içinde birbirlerine girecekler, faili meçhullerle birbirlerini temizleyecekler... Çünkü öylesine kirlenecekler ki, pisliğe ortaklaşa girdikleri yancılarını ortadan kaldırmazlarsa kendilerinin de sonunu geleceğini çok iyi biliyorlar.” 

Dostum, ben sana kızmıştım kıdemli bir bürokrat olarak, menfaat çetelerinin yaşamlarını bana aktardığında. Hatta demiştin ki bugün badem bıyıklılar, yarın tepsi bıyıklı olurlar, öbür gün biş bırakırlar, yeter ki onların işleri yürüsün. Ve birinin adını vermiştin, kabul edememiştim. En azından onu ben Yavuz Selim bıyıklı, sıkı bir erkek olarak tanırdım ama sen öyle şeyler anlatmıştın ki, küçük dilimi yutacak hale gelmiş ve sana “günah alma” diye de çıkışmıştım.  Sonra öyle kanıtlar sundun ki... Şimdi yine diyorsun ki bunların sonu kısa sürede gelemez, sona doğru bunlar tabir-i caizse birbirlerini doğrayacaklar. 

“Başka yolu yok Cem, bu ekiplerin çoğunun hiç bir vasfı yok. Bunlar ilk yıllarında geçmiş yılların deneyimlilerini ve liyakatlilerini kullandılar. Dikkat edersen artık kendi badem bıyıklılarını yukarılara tırmandırmaya başladılar. Öyle işler yapıyorlar ki Türk Silahlı Kuvvetleri kadroları ile oynamaya başladılar. Bir yıldız daha hayali ile yaşayan ve gözleri kör olan çapraz kılıçlıları tehdit, şantaj pisliği;  statü ve rol havucunu da kullanarak terbiye etmeye başladılar. Bazılarını emekli ettiler ama onları da kapalı kapılar arkasına alıp içeride yapacakları operasyonlar için beslemeye başladılar. 

Öylesi şehir efsaneleri yaratmaya başladılar ki, arkadan hançerledikleri N.Erbakan’ın bile sanki bunların önünü açmak üzere geri plana çekildiğini hatta RTE’ye özel görev verdiğini iddia ettiler. “Derin Devlet”in RTE’ye özel görev verdiğini bile söyleyebilecek kadar sapıttılar. Tabii ki hangi “Derin Devlet”? Derin Devlet var mı? Yoksa Derin Devlet namıyla hareket eden bir mendeburlar çetesi mi var? Devlet Aklı var, Kadim Devletin danıştığı bilgeler de var ama 2004 yılında çok ciddi operasyonlar yapıldı. 2006 yılında da Derin Devlet içindeki ekiplerin çatışması Danıştay Baskının’da yaşandı. O olayda meşhur Çölajanı’nın eşinin saldırının hemen sonrası yaptıkları oldukça dikkat çekmiş olmalı. Statü ve rollerine bakmadan kişiler hangi pis görevleri yükleniyorlar değil mi? Daha da çarpıcı olan Danıştay Güvenlik Hizmetleri sorumlusu OYAK Güvenlik’in yaptıkları, yapmadıkları, yapamadıkları neredeyse hiç tartışılmadı bile... Aslında şu aşamada hala “Derin Devlet”ten medet umanların akıllarına şaşıyorum. Kendi içine, derinine hükmedemeyen, her açıdan iktidarsızlaştırılmış, iktidarsızlaşmış insanların kendilerine bir kurtarıcı aramalarına aslında şaşmamak gerek... Bir kleptomanın nerelere yükseldiğini görünce küçük dilimi yutacak hale geliyorum. Daha önce, albaylığında cephaneliği TİKKO tarafından soyulan biri ordu komutanlığına kadar yükselebilmişti, hatırlarsın Cem.” 

Haklısın dostum, senin hikayen ve şimdilerde yaşananlar. Sanırım sizler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin serdengeçti son nesilleriydiniz. Sizler şu ya da bu şekilde tasfiye edildiniz ve sonuçta durum ortada... Peki, gelecekte, diyorsun ki zafer bizim olacak diye, nasıl olacak sence? 

Devam edecek.

 

Cem Asım Yaren

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

                                                  KORKULARLA HÜKMETMEK VE KORKULARI KÖRÜKLEMEK -V-   Marika Demir Notu: Cem , her demde ve d...